^Yukarı Cık
  
  
  
Get Adobe Flash player

Bizi Takip Edin

Auzef Çocuk Gelişimi Lisans Ders Notları ve Sınavları

Gelişim Psikolojisi 1.Ünite Gelişim Psikolojisine Giriş

GELİŞİM PSİKOLOJİSİNE GİRİŞ
Gelişim Psikolojisine Giriş
Gelişim Psikolojisi, insan davranışlarının ve zihinsel süreçlerinin bilimsel incelenmesi” olarak tanımlanan psikolojinin alt dallarından biridir ve “bireyin biyolojik, bireysel ve çevresel etkilerden dolayı düşünce, davranış, akıl yürütme becerileri ve işlevlerinde meydana gelen değişimleri tanımlamaya ve açıklamaya çalışan disiplinler arası bir bilim” olarak tanımlanmaktadır
Gelişim psikolojisi 1950’lerin başlarında, günümüz anlayışı ile ortaya çıkmıştır.
1960’lara kadar “bebek, çocuk, ergen “konusundaki araştırmalar” çocuk psikolojisi” olarak adlandırılmıştır
Kalıtıma Karşı Çevre Bakış Açısı
Kalıtımın gelişimde daha etkin olduğunu düşünen ve bu savın öncülerinden olan filozoflar Descartes ve Platon bilginin en azından belirli bir kısmının doğuştan itibaren var olduğunu ileri sürmektedir.
Çevreci akımın önderlerinden Locke zihni boş bir levhaya (tabula-rasa) benzetmiş ve bilginin sonradan deneyimlerle edinildiğini öne sürmüştür
İlerleyen süreçlerde ise bu iki akımın kesişiminde yer alan yeni bir düşünce sistemi meydana gelmiştir. Bu düşünce sisteminin savunucularından olan Rousseau insanın belirli bir bilgi birikimiyle dünyaya geldiğini fakat bu birikimin şekillenmesinde ve ortaya çıkmasında çevrenin ve deneyimlerin önemli bir rolü olduğunu vurgulamıştır
Bu tartışmaya felsefe biliminden biraz daha ayrılarak psikologların gözünden bakıldığında ise psikoloji biliminin kurucularından G. Stanley Hall (1844-1924)’un Darwin’in evrim teorisinden esinlenerek çocukluk dönemi araştırmaları yaptığı ve gelişimi, kalıtımcı bir bakış açısıyla ele aldığı görülmektedir.
Hall çocukluğun belirli dönüm noktalarının olduğunu ve bu noktaların doğuştan belirlenmiş bir gelişim planı çerçevesinde gerçekleştiğini öne sürmüştür.
Psikoloji biliminin etkili isimlerinden olan John Watson, Hall’un aksine gelişimde kalıtımın etkililiğinden çok çevre etkisi üzerinde durmuş ve davranışçılık kavramını literatüre kazandırmıştır
Davranışçılık; gelişimi, çevresel etkilerin sonucunda davranışlarda ortaya çıkan değişimler şeklinde tanımlayan kuramsal bir görüştür .
Gelişim Sürekli mi, Süreksiz mi?
Bu bağlamda ortaya çıkan soru ise çocuğun gelişimde kazandığı her bir yeteneğin; aynı kalarak ama gelişerek daha fazlası haline gelen bir yapı (continuous/sürekli) mı, yoksa her bir basamakta diğerinden bağımsız, başka bir yol mu olduğudur (discontinuous/süreksiz)
Yine günümüzde gelişim çalışmacılarının aynı görüşte olduğu bir başka konuysa gelişimin süreğen yapısıdır. Bu süreğenlik gelişim çalışmalarında “yaşam boyu gelişim” kavramının ortaya çıkışında etken olmuştur.
Yaşam Boyu Gelişim
Gelişim çalışmaları incelendiğinde zaman içerisinde gelişimle ilgili çalışmaların genelde bebeklik ve çocukluk dönemlerini ele aldığı fark edilmektedir oysa bu gün çalışmacıların ortak paydada buluştuğu konulardan biri gelişimin devamlılığıdır. Gelişimin sadece bebeklik ya da çocukluk evrelerini değil yetişkinlik gibi yaşamın ileri evrelerini de kapsadığı bilinmektedir. Bu noktada yaşam boyu gelişim bakış açısıyla karşılaşılmaktadır.
Yaşam boyu gelişim; gelişim evrelerini sadece doğum öncesi ve sırası (prenatal), bebeklik (infancy and toddlerhood), ilk çocukluk (early childhood) yılları sınırlarından orta çocukluk (middle childhood), ergenlik(adolescence), ilk yetişkinlik(young adulthood), orta yetişkinlik (middle adulthood) ve ileri yetişkinlik (late adulthood) evrelerini de kapsayan geniş bir yelpazeye taşımıştır
Gelişimle İlgili Temel Kavramlar
Gelişim çalışmalarında esas olan bazı kavramlar (olgunlaşma, yaş ve evreler) vardır. Bunlar gelişimin anlaşılabilmesi için gerekli olan kavramlardır.
Olgunlaşma; Arnold Gesell tarafından ortaya çıkarılmış olan olgunlaşma kavramı “doğuştan gelen büyüme süreçleri” olarak tanımlanmıştır. Olgunlaşma büyümenin temel kalıplarını koruyan, dengeleyen ve önlenemeyen faktörleri kapsayan bir olgudur. Olgunlaşma örüntülerinin evrensel olma, ardışık olma ve karakteristik olma şeklinde üç temel niteliği vardır.
Yaş kavramı takvim yaşı dışında biyolojik yaş, psikolojik yaş ve sosyal yaş olarak da ele alınmıştır.
Takvim yaşı; doğumdan başlayarak geçirilen yılların sayısal bir karşılığıdır
Biyolojik yaş; bireyin metabolizmasının yaşıdır. Başka bir deyişle organların ne kadar işlevsel olduğu, işlem kapasiteleri vb ile ilgilidir. Genellikle kronolojik yaşı yakın olan bireylerle kıyaslandığında biyolojik yaşı daha küçük olan bireyin daha uzun bir yaşam sürmesi ve daha az sağlık sorunu göstermesi beklenir
Psikolojik yaş; ise bireyin uyum sağlama becerileri kapsamında değerlendirilir. Kronolojik yaşı aynı olan bireylerin uyum becerileri arasındaki farklılıklar psikolojik yaşlarının farklılığını gösterebilir.
Sosyal yaş; ise bireyin kronolojik yaşıyla bağlantılı olan sosyal rollerini ve beklentilerini ifade eden yaştır.
Evre “bir olayda birbiri ardına gelişen, ortaya çıkan durumların her biri” ya da “gelişimin her bir basamağı” olarak tanımlanmaktadır. Bu evreler;
Doğum öncesi ve sırası (prenatal period) (doğum öncesinden doğuma); Bu dönemde tek hücreli bir canlıdan insana dönüşüm gözlenmektedir. Gelişimin en hızlı olduğu evredir. Yaklaşık olarak 9 aylık bir süreci kapsar
Bebeklik (infancy and toddlerhood) (0-2 yaş); Bu evre insan yaşamında en önemli değişikliklerin yaşandığı evre olarak da ele alınabilir. Bu evrede bebek motor becerilerinde, algısında ve entelektüel becerilerinde hızlı bir gelişme gösterir. Dil becerilerinin başlangıcı, yürüme,sembolik düşüncenin ilk adımları, ilk sosyal ilişkiler bu evrede gözlenir
İlk çocukluk (early childhood) (2-6yaş);Bu evrede bedensel olarak daha ince ve uzun bir hal alan çocuğun motor becerileri daha incelikli bir hal alır ve çocuğun kendini kontrol becerileri artarken kendine yetebilirliğinde ki değişimde dikkat çeker.
Orta çocukluk (middle childhood)(6-11yaş); çocuk artık içinde yaşadığı dünya hakkında daha geniş bilgi sahibidir ve yetişkin yaşamında kullanacağı becerileri geliştirir. Bu evrede çocuğun atletik becerileri gelişirken, kurallı oyunlara katılışında artış gözlenir. Çocukta akılcı düşünme becerilerinin ilk belirtileri gözlemlenir, dil bilgisel edinimleri gelişir ve anlama becerileri üst düzey bir hal alır. Kendini anlama, ahlak ve arkadaşlık konusunda bir üst basamağa taşınır
Ergenlik (adolescence) (11-21yaş);Bu evrede çocukluktan yetişkinliğe doğru geçiş gerçekleşir, kilo ve boyda artış, vücudun şekillenmesi, cinsel özelliklerin gelişimi gözlenir. Genç birey ailesinden bağımsız olarak istek arzu ve beklentilerini belirler ve gelecekteki yaşamı için kararlarını şekillendirmeye başlar.
İlk yetişkinlik (young adulthood) (20-40 yaş); Genellikle genç bireyin evden ayrıldığı, iş bulduğu, kendi yaşamını oluşturmaya başladığı, çoğu birey için eş seçiminin gerçekleştiği evredir. Bu evrede birey kazandığı ekonomik bağımsızlıkla beraber yaşamının kontrolünü tamamen ele alarak bağımsız bir birey haline gelir.
Orta yetişkinlik (middle adulthood) (40-65); Bireyin genellikle işinde üst noktaya ulaştığı , liderlik ve yetiştiricilik rollerini üstlendiği evredir.
İleri yetişkinlik (late adulthood) (65-ölüm);Birey bu evrede yaşantısını gözden geçirip yaşadığı hayatı sorgulamaya girer. Artık fiziksel gücün ve sağlığın kaybedildiği, bu değişikliklerin beraberinde getirdiği yeni sosyal rollerin kabullenildiği evredir. Bu evre yaşam dönemleri içerisindeki en uzun evredir ve gelişen dünyayla beraber bu evrede bulunan birey sayısı her geçen gün artmaktadır
Gelişim Kuramları
Galileo 16 yüzyılın ortalarında fiziksel dünyaya ilişkin bilgiler geliştirme yöntemi olarak nesneler ile deney yapma uygulamasını başlatmış, böylelikle fizik bilimi doğmuş mistik inanışların yerine yavaş yavaş güvenilir yasalar ve ilkeler almıştır.
Helmholtz’un ardından 1879 yılında Wilhelm Wundt ilk psikoloji araştırma laboratuvarını kurarak “duyular, işitme algısı, tepki süreleri ve dikkat ile ilgili araştırmalar yapmaya başladı.
Kuramlar olguların düzenlenmesi ve yoğunlaştırılması için temel sağlayan betimleyici açıklayıcı bir rol oynarlar (. Kuramların dört temel işlevi vardır. Bu işlevler;
Araştırma yapmaya yönelik bir çerçeve görevi görme Belirli bilgiöğeleri için düzenleyici bir çerçeve sağlama
Görünüşte basit olayların karmaşıklığını ve inceliğini ortaya çıkarma
Mevcut ilkelerin ve kuramların yeniden düzenlenmesi gibi bir duruma yeni anlayışlar getirebilmedir.
Kuramlar gelecek olayları yordamaolanağı sağlar. Bir kuramın denenebilir, reddedilebilir ya da yanlışlanabilir olması da gerekir
Bir gelişim kuramı oluşturulmasında önem taşıyan bazı ilkeler vardır;
Bir gelişim kuramı içinde diğer kuramsal ve ampirik yönelimlerin bütünleşebileceği halen varolan bir kurama dayanır
Bir gelişim kuramı insan gelişiminin bir alanını odak noktası olarak kabul eder ve diğer gelişim alanlarıyla bütünleşebilir
Bir gelişim kuramı birçok alandan süzülerek ortaya çıkar.
Bir gelişim kuramı bireyin içinde yaşadığı tüm psikolojik çevre ile ilgilenir.
Bir gelişim kuramı bireyin psikolojisi ile ilgili tüm kavramlarla ilgilenir.
Bir gelişim kuramı analiz ve sentez özelliğinin yanı sıra yapısına uygun olmayan öğeleri de reddedebilir. Bir gelişim kuramı bütün kültür ve alt kültürlerle ilişkilidir
Bir gelişim kuramı toplumsal normdan ayrılan bireyin gelişimine de yer verir
Psikoanalitik Kuram
PsikoseksüelYaklaşım
Psikoanalitik kuram gelişim kuramları arasında önemli bir yere sahiptir. Psikoanalitik kuram denilince akla gelen ilk isim kuramın kurucusu 1856 Çek Cumhuriyeti doğumlu nörolog ve psikiyatrist Sigmund Freud’dur
Freud bireylerin bilinçdışı gelişen cinsel dürtülerini “libido” olarak adlandırmıştır ve libidoyu tüm insan davranışlarının temellendiği dürtü olarak değerlendirmiştir. Kişiliğin, 3 alt boyutta ele almış ve literatüre “id, ego ve süperego” kavramlarını kazandırmıştır. Bu kavramlar eşliğinde “kişilik nasıl gelişir?” sorusuna cevaplar geliştirmiştir
İd: Doğuştan gelen ve sınırlandırılmamış, libidoyu taşıyan, ilkel dürtülerdir.
Ego: İd ve süperego arasında bir köprü görevi görerek kişinin gerçekle bağlantısını sürdürmesini sağlayan bir diğer alt boyuttur.
Süperego: Kişiliğin bilinç bölümü ve toplumsal öğrenmeleri, norm ve kuralları temsil eder
Oral dönem
Bu dönem 0-1,5 yaş aralığını kapsayan ilk evredir. Freud bu evrede yenidoğanın haz güdüsünün oral çevrede yoğunlaştığını ve bebeğin emme dürtüsünün bu hazdan kaynaklandığını ortaya koymuştur.
Anal dönem
Bu evre bebekliğin ortalama 1 ila 3 yaş arasını kapsamaktadır. Bu evrede, başlangıçta oral bölgede yoğunlaşan haz artık anal bölgeye doğru yönelir. Bu evrede bebek dışkılamanın getirdiği gerilimin ardından rahatlamayı keşfederken gelişen tuvalet eğitimleriyle hazzı geciktirmeyi ve bu hazzı kontrol etmeyi de öğrenir. Freud bu evredeki en önemli kazanımlardan olan tuvalet eğitiminin veriliş biçiminin bebeğin yetişkin yaşamında önemli bir yer tuttuğuna da değinmektedir. Tuvalet eğitimin verilişinde izlenen sert ve baskıcı tutum, erken yaşta hazır olmayan bir bebekte bu eğitime başlama gibi durumlar çocuğun tepkisel davranmasına neden olabilmektedir. Ve bu durum erişkin yaşantısında dağınıklık, sorumsuzluk gibi uç davranışlar ya da tam tersi aşırı titizlik, inatçılık, obsesiflik gibi davranış problemlerine neden olabilmektedir.
Fallik dönem
Bu evre gelişimin önemli evrelerinden bir diğeridir ve ortalama olarak 3-6 yaş aralığını kapsamaktadır. Bu evrede çocuğun haz odağı artık cinsel organdır. Fallik evreyi Freud kız çocuklara oranla erkek çocuklarda daha sık ve net gözlemlemiş ve ilk olarak erkek çocuklarda gördüğü değişim ve haz sürecini mitolojiden de esinlenerek Oedipus Kompleksi olarak adlandırmıştır
Latent(Gizil) dönem
Bu evre ortalama 6 yaştan erinliğin ilk yıllarına (kız çocukları için genelde 11 erkek çocukları için 13 yaş civarı) kadar devam etmektedir. Bu evre çocuğun ilk 3 evrede yaşadığı yoğun stres ve karmaşadan uzaklaşarak, cinsel dürtülerini bastırdığı yeni uyaran bölgelerle karşılaşmadığı bir evredir. Çocuk artık bu evrede enerjisini cinsel haz ve doyum noktalarına( erojen bölge) yönlendirmek yerine sosyal ilişkilerini geliştirmeye ve sosyal kabulünü arttırmaya yönlendirebilmektedir
Genital dönem
Genital dönem fallik dönemde anne-babaya karşı duyulduğu için bastırılan hazzın geri dönüş evresidir fakat bu sefer haz odağı anne-baba değil aile çemberi dışında bir karşı cinstir
Psikososyal Yaklaşım
Psikososyal gelişimde kültürün iki farklı etkisinden ve doğal olarak 2 farklı boyutundan bahsetmek mümkündür. Kültürün gelişim üzerindeki ilk etkisi, çocuklar belli zamanlarda belli evrelerden geçseler de bu geçişlerde kültürün etkisiyle farklı sonuçlar çıkabileceğidir
Kültürün ikincil etkisiyse zaman faktöründen kaynaklanmaktadır. Zaman içerisinde doğal süreçlerle toplulukların kültürel bakış açılarında meydana gelen değişiklik o toplumların çocuklardan beklentilerini de değiştirmektedir
Temel güvene karşı güvensizlik (Basic Trust vs Mistrust)
Doğumdan ortalama 1 yaşına kadar olan evredir. Eğer bu evrede yenidoğan ihtiyacı olan sıcak, şefkatli bir bakımı bulabiliyorsa güven duygusu kazanarak dünyanın güzel bir yer olduğu ve kendisinin değerli olduğu hissini geliştirecektir. Fakat tam aksi bir biçimde eğer yenidoğanın ihtiyaçları karşılanmaz, birincil bakıcıyla gerekli sıcaklığı oluşturamazsa, dünyaya karşı genel bir güvensizlik duygusu geliştirerek değersizlik hissine kapılabilir
Özekliğe karşı utanç ve kuşku (Autonomy vs Shame And Doubt)
Bu evre 1-3 yaş arasını kapsamaktadır. Bu evrede bebek artık bağımsız hareket becerisi kazanmaya ve çevresini daha çok merak etmeye başlayacaktır. İşte bebeğin keşiflere karşı ilgisinin yoğunlaştığı bu evrede ailenin çocuğun hareketlerini baskılamak yerine cesaretlendirici ve destek verici tutumu çocuğun özerklik duygusu geliştirmesine olanak verirken, aksi bir tutumla bebeğin kısıtlanması ve hatalarına aşırı tepki verilmesi ya da tercih haklarının elinden alınması onun utanç ve kuşku duygularını geliştirmesine ve bağımlı bir kişilik özelliği göstermesine neden olmaktadır
Girişimciliğe karşı suçluluk (Initiative vs Guilt)
Yaklaşık olarak 3-6 yaşları arasını kapsayan ve okul öncesi döneme karşılık gelen evredir. Bu evrede çocuk sembolik oyunlarla yetişkin rollerini keşfederken sorumluluk almayı ve bir amaç doğrultusunda hareket etmeyi öğrenirler. Bu evrede gösterdikleri roller ve üstlendikleri görevler onların girişimci bir kişiliğe sahip olmalarını sağlayabilmektedir. Yine bu evrede eğer kısıtlanmış bir yaşantı edinir ya da amaç ve sorumluluklardan uzak tutulur ve çocukta yetersiz olacağı yönünde kaygılar uyandırılırsa suçluluk duygusu geliştirebilmektedir
Çalışkanlığa karşı aşağılık duygusu (Industry vs Inferiority)
6-11 yaşları arasını ve okul çağının deneyimlerini kapsayan yıllardır. Bu evrede okul ortamında çocuk çalışma kapasitesini, başkalarıyla işbirliği yapabilme düzeyini keşfeder. Eğer çocuk ev, okul ya da akranlarının bulunduğu her hangi bir ortamda kötü deneyimlerle karşılaşırsa ve yetersiz hisseder, akran gruplarında yer edinemezse aşağılık duygusu geliştirebilmektedir. Oysa başarılı şekilde bu evrenin atlatılması çocuğun çalışma kapasitesini doğru tespitine ve amaçları için çaba göstermesine yol açmaktadır
Kimlik kazanmaya karşı rol karmaşası (Identity vs Role Confusion)
Bu evre ergenliğe karşılık gelen 10-20 yaşları arasını kapsamaktadır. Bu evrede ergen kim olduğunu ve dünyadaki görevinin ne olduğunu bulmaya çalışmaktadır. Bu evrede yaşam amaçlarını sorgulayan genç yetişkin kimliğinin de arayışındadır.
Yakınlığa karşı yalıtılmışlık (Intimacy vs Isolation)
Bu evre bireyin ilk yetişkinlik yıllarına karşılık gelmektedir. Eğer yaş aralığı olarak değerlendirmek gerekirse 20’li yaşlar ve 30’lu yaşlar bu evrenin karşılığı olacaktır. Bu evrede bireyin hedefi yakın ilişkiler kurmak, sosyal bağlantılarını genişletmektir.
Üreticiliğe karşı verimsizlik (Generativity vs Stagnation)
Bu evre 40-50 yaş aralığına karşılık gelmektedir. Erikson bu evredeki üretkenlik kavramını yeni devam eden nesil meydana getirme ve bu nesle yaşam için uygun ortamı sağlayabilme olarak ele almıştır.
Benlik bütünlüğüne karşı umutsuzluk (Ego Integrity vs Despair)
Bu evre Erikson’un psikososyal yaklaşımının son evresidir ve insan yaşamının ileri yetişkinlik evresini kapsar.
60 yaş ve sonrası olarak nitelendirilebilmektedir. Bu evrede kişi yaşantısını gözden geçirme eğilimi göstermektedir. Eğer kişi yaşamını gözden geçirdiğinde bundan tatmin duyup, ulaşması gereken hedeflere ulaşmış olduğunu düşünürse bu benlik bütünlüğünü sağladığı anlamına gelmektedir. Fakat birey yaşantısını gözden geçirdiğinde pişmanlık duyuyorsa artık yaşantısının büyük kısmını geçirmiş olduğu gerçeğiyle de yüzleşerek umutsuzluğa kapılabilmektedir
Bilişsel Kuram
Bilişsel kuram adından da anlaşılacağı gibi “biliş” kavramına odaklanmaktadır. Piaget deneysel bir epistemolog olarak tanımlanabilmektedir. Epistemoloji kısaca tanımlamak gerekirse; “bilginin bilimi ya da incelemesi” olarak ele alınabilir .Piaget’in kuramında yer alan evrelerin belirgin 5 özellik çerçevesinde şekillendiği görülmektedir. Bu özellikler;
evreler değişmez bir sıra izler, evreler evrenseldir,
evreler hiyerarşik bir ilerleme içerir,
her evre niteliksel olarak farklı desenleri tanımlar,
evreler belirli bir grubun genel özellikleri üzerine kuruludur,
şeklinde sıralanabilir. Piaget’in genel özelliklerini verdiği evreler, teorisinde 4 temel dönemin şekillenmesinde esas olan özelliklerdir. Bu 4 temel dönem;
Duyu- Motor Dönem (Sensorimotor Stage) İşlem Öncesi Dönem (Preoperational Stage)
Somut İşlemler Dönemi (Concrete Operational Stage) Formel İşlemler Dönemi (Formal Operational Stage)
şeklinde sıralanmaktadır
Duyu-motor dönem (sensorimotor stage) (0-2)
Duyu motor dönem doğumdan 2 yaşa kadar olan evreyi kapsayan ve yenidoğanın refleksleriyle başlayıp, istemli tekrarlı hareketlerine ve nesne sürekliliğini fark etmesine kadar olan süreci içine alan, oldukça fazla gelişimin ve değişimin görüldüğü bir dönemdir
Duyu- motor dönemdeki önemli bir diğer gelişme ise nesne sürekliliğidir. Nesne sürekliliği kavramı; bir nesnenin kişi onu göremese, duyamasa ve hissedemese de hala var olmaya devam ettiği gerçeğini kavrayışıdır.
İşlem öncesi dönem (preoperational stage) (2-7)
Bu dönem somut işlemler dönemi için bir geçiş aşaması olarak kabul görmektedir ve bu dönemi Piaget çocuğun neler yapabildiğinden çok neler yapamadığıyla açıklamaktadır .Bu dönemde çocuklarda semiyotik işlev görülür. Semiyotik işlev bir nesne ya da olayı bir diğerinin yerine geçirme becerisidir ve genelde bu dönemdeki çocuklarda görülmeye başlayan –mış gibi oyunlarında (dramatic play) sıkça görülür.
Bu dönemle ilgili olarak Piaget’in ortaya koyduğu önemli tespitlerden ilki düşünce katılığıdır. Düşünce katılığı; bir olayı tek bir açıdan değerlendirme ve diğer açıların varlığını göz ardı etme olarak tanımlanabilir.
Piaget’in işlem öncesi dönem çalışmalarında ortaya koyduğu bir diğer konuda; işlem öncesi dönemdeki çocuğun animistik düşünce becerisidir.
Somut işlemler dönemi (concrete operational stage)(7-11)
Bu dönem aslında bir önceki dönem olan işlem öncesi dönemle iç içe ele alınmaktadır. İşlem öncesi dönemde çocuğun yapamadıkları üzerinden şekillenen dönem artık yapılabilenleriyle tanımlanmaktadır. Bu dönemin en önemli kazanımı tersine çevrilebilirlik kavramıdır.
Yine bu dönemde çocuk basit gruplandırmalar ve sınıflandırmalar yapabilmektedir ve bu sınıflandırmalarını mantıksal bir çerçevede açıklayabilmektedir
Formel (soyut) işlemler dönemi (formal operational stage) (11+)
Bu evre çocuğun 7-11 yaş aralığındaki somut operasyonel düşüncesine kıyasla daha biçimsel bir düşünce sistemidir ve mantıksal önermeler barındırır .Yani bu evrede çocuk artık somut düşüncelerin yanında soyut düşüncelerle de düşünme becerisi kazanır. Bu dönemde çocuk somut problemlerde harekete geçmeden önce birçok olasılığı değerlendirebilmekte yani soyut düşünebilmektedir.
Sosyal Bilişsel Kuram
Sosyal öğrenme kuramı, 1930’larda ortaya çıkmıştır. Bu kuram, önceleri büyük oranda davranışçı ilkelere dayanmaktaydı, ancak günümüzde pek çok bilişsel düşünceyi de içermesinden dolayı “sosyal bilişsel kuram” olarak adlandırılmaktadır. Kuramın odak noktası “gözleme ve model alma” yolu ile oluşan bir çeşit öğrenmedir.
Bandura, bilişsel süreçlerin çevreyle ve davranışla önemli bağlantıları olduğunu vurgular  ve öğrenmeyi “bilginin bilişsel olarak işlenmesi yoluyla bilgi edinme” olarak tanımlar
Sosyal bilişsel kuramın genel ilkeleri;
Öğrenme, diğer insanların davranışlarını ve davranışlarının sonuçlarını gözlemleyerek olur.
Öğrenme davranışta herhangi bir değişiklik olmadan gerçekleşebilir. Öğrenilen bir davranış aynı anda davranışa yansıyabileceği gibi, sonra ya da hiçbir zaman davranışa yansımayabilir.
Biliş öğrenmede önemli rol oynar. Pekiştireç, tepki, ceza ve beklentiler öğrenme ve davranışı etkileyen önemli faktörlerdir.
İnsanlar çevreleri ve kendi eylemleri üstünde önemli ölçüde kontrole sahiptirler. İnsanlar çevrelerini oluşturmada ve değiştirmede aktif rol alabilirler
Sosyal bilişsel kuramcılar öğrenmelerin büyük çoğunluğunun” diğerlerini yaptığı gözlemlerle” ve” model almadan” kaynaklandığını belirtirler. Model davranışları şu şekilde etkiler;
Yeni davranışlar öğretir.
Öğrenilmiş davranışların yapılma sıklığınını etkiler.
Önceden yasaklanan davranışları yapmak için teşvik edebilir.
Benzer davranışların sıklığını arttırır.
Bandura 3 tip modelden söz eder;
Gerçek model.(Gerçek insanlar)
Sembolik model. (Bir kitap, film, tv oyuncusu gibi karakterler)
Sözel yönergeler. (Nasıl davranılacağına ilişkin açıklamalar)
Bu modellerin özellikleri şunlardır;
Model yeterlidir.
Model prestij ve güce sahiptir.
Modeller cinsiyete uygun davranırlar.
Modelin davranışları gözlemcinin durumuyla ilgili olmalıdır.
Model alma yolu ile çeşitli psikomotor davranışlar (dans, jimnastik) , akademik (yazma, problem çözme) ve kişiler arası beceriler kazanılır..
Gözlem yolu ile öğrenme dört süreci kapsar.
Dikkat. Taklit edilecek davranışın belirli yönlerine dikkat etmedir.
Hatırda tutma.Gözlemlenenin hatırda tutulma sürecidir.
Tekrar etme. Modelin yaptığı davranışların tekrar edilmesidir.
Motivasyon (Güdülenme). Öğrenilenlerin performansa dönüştürülmesidir
Etolojik Kuram
Etoloji bir türün doğal çevresinde evrimsel olarak anlamlı davranışlarının incelenmesidir. Etoloji 1700 ve 1800 lerde bilimsel olarak doğuştan davranışları inceleyen Alman zoologları ile ilişkilidir
Etoloji 1930’larda Avrupalı zoologlar Kondrad Lorenz ve Niko Tinberger ile başlamıştır.
Freud gibi etolojistlerde erken yaşam deneyimlerinin çok önemli olduğuna inanırlar. Bazı etolojistler, yaşamın ilk 3 yılının toplumsal ve duygusal gelişim bakımından duyarlı bir dönem olduğuna inanırlar Lorenz kaz yavrularının hareketli uyarını izleme durumunu, yumurtadan çıkar çıkmaz karşılarında kendisini gören kaz yavrularının her yere onun peşinden gitmeleriyle de kanıtlamış ve bu duruma “basımlama” adını vermiştir.
Mary Ainsworth çocuk- anne bağlanma ilişkilerini incelemede, Bowlby’nin kuramsal bakış açısı biçimlerini kullanmıştır.Ainsworth, 1-2 yaş bebeklerinin anneleri ya da başkaları ile bağlanma düzeylerini “yabancı durum” adını verdiği deney ile açıklamıştır. Bebeğin anneden ayrılma ve yabancılara karşı tepkileri, arayış etkinlikleri özellikle anne ile biraraya geldiğindeki davranışlarını izlemişve bebeğin kendine bakım veren kişiye şu 4 yoldan bağlanma gösterdiğini ortaya koymuştur.
Güvenli bağlanma: Bebeklerin çoğunluğu anneden ayrılınca tedirgin olmaya başlar ağlarlar anne geri dönünce onu sıcak biçimde karşılar kolayca sakinleşirler,
Karşı koyucu bağlanma: Bebekleri % 10’u güvensiz bir bağlanma içindedir ayrılmalara karşı sert tepkiler gösterirler. Yabancıları reddetme, anne ayrıldığında sürekli ağlama, kaygı, gerilim yaşama, anne döndüğünde onun yakınlaşma çabalarına karşı koyma gibi davranışlar gösterirler.
Kaçınan bağlanma: Bebeklerin yüzde 20’si bu gruba girmektedir anneden ayrılınca pek fazla sıkılmış görünmezler, fazla etkilenmezler anne ile bir araya geldiklerinde anneden uzaklaşma onu görmezlikten gelme gibi davranışlar gösterirler
Örgütlenmiş/Yönlendirilmemiş bağlanma: Bağlanma ile ilgili son araştırmalar bebeklerin %5-10 ‘unun yabancı durumdan çok etkilendiklerini aşırı güvensizliğe kapıldıklarını karşı koyucu bağlanma ile kaçınan bağlanma karışımı bir tepki gösterdiklerini ortaya koymaktadır
Sosyo-Kültürel Bilişsel Kuram
Lev Semenovich Vygotsky, Batı Rusyada Gomel adlı bir liman kentinde büyümüş  ve aynı yıl doğduğu  Piaget gibi çocukların aktif bir şekilde kendi bilgilerini yapılandırdıklarını savunmuştur. Vygotsky bilişsel gelişimde sosyal etkileşimlere ve kültüre Piaget’in verdiğinden daha fazla önem vermiş ve çalışmaları sonucunda Sosyo-Kültürel Bilişsel kuramı geliştirmiştir. Sosyo-Kültürel bilişsel kuram kültürün ve sosyal etkileşimlerin bilişsel gelişime nasıl yön verdiğini açıklayan bir kuramdır 
Vygotsky, Marx ve Engels’in ekonomi ve politika ile ilgili görüşlerini kuramına aktarmış
Vygotsky’nin bilişsel gelişimle ilgili temel düşünceleri
Yetişkinler karşılaştıkları durumları kültürlerine göre yorumlama yollarını dil aracılığı ile aktarırlar.
Her kültür günlük yaşamı daha etkili ve verimli yapan fiziksel ve bilişsel araçlar aktarır. Bu araçlar arasında makas, dikiş makinesi, bilgisayar gibi aletler ve yazma, sayı sistemleri, harita ve tablolar gibi semboller bulunur.
Çocuklar daha zor işlerde yetişkinlerden destek aldıklarında başarılı olabilirler, kendi başlarına yapamayacakları daha zor görevleri yapabilirler.
Vygotsky bu durumu” yakınsak gelişim alanı” (zone of proximal development) olarak açıklamıştır.
Vygotsky, çocukların yetişkin bireylerle işbirliği yaparak, bağımsız olarak yapabileceklerinden daha fazlasını öğrenebileceklerini öne sürmüştür. Bu durum “yapı iskelesi” metaforu olarak adlandırılır.
Vygotsky, 3-7 yaş dönemini okul öncesi dönem olarak adlandırmış, ve bu dönemde çocuğun hayali oyunlarının bilişsel gelişiminde önemli rol oynadığını ileri sürmüştür
  

Kaynak: acikogretim.istanbul.edu.tr

 

Copyright © 2013. Anaokullu.Net Rights Reserved.