^Yukarı Cık
  
  
  
Get Adobe Flash player

Bizi Takip Edin

Auzef Çocuk Gelişimi Lisans Ders Notları ve Sınavları

Gelişim Psikolojisi 5.Ünite Bebeklik Döneminde Gelişim

BEBEKLİK DÖNEMİNDE GELİŞİM
Bebeklik Döneminde Gelişim
Bebeklik dönemi doğumdan iki yaşa kadar olan dönemi kapsamaktadır. Bu dönem gelişimin doğum öncesi dönemden sonra en hızlı olduğu dönemdir. Bebeklik döneminde bilişsel, dil, motor, sosyal ve duygusal gelişim alanlarında hızlı bir gelişim görülmektedir
Fiziksel Gelişim
Fiziksel gelişim, bedeni oluşturan tüm organların gelişimini, boyun uzamasını, kilonun artışını, kemiklerin gelişimini, dişlerin çıkması ve değişimini, kas, beyin ve tüm sistemler ile (sinir, sindirim, dolaşım, solunum, boşaltım gibi) duyu organlarının gelişimini içermektedir. Bireyin dil, duygusal, sosyal ve bilişsel gelişimini etkileyen fiziksel gelişim bedensel ve motor (devinsel) gelişim olmak üzere iki alanı kapsamaktadır
Bedensel gelişim
Bedensel gelişim boy, ağırlık ve hacimdeki artışla birlikte vücut sistemlerinin kendinden beklenen işlevleri yerine getirebilecek duruma gelmesini ifade etmektedir. Doğum öncesi gelişimden sonra bedensel gelişimin en hızlı olduğu dönem doğumdan sonraki ilk yıllardır. Sıfır-iki yaşları arasını kapsayan ve süt çocukluğu dönemi olarak da adlandırılan bebeklik dönemi, bedensel açıdan pek çok temel becerinin kazanıldığı bir dönemdir.
Motor gelişim
Motor kelimesi hareket anlamına gelmektedir. Motor gelişim ise fiziksel büyüme ve merkezi sinir sisteminin gelişimine paralel olarak organizmanın isteme bağlı hareketlilik kazanmasıdır. Motor gelişim yaşam boyu devam eden bir süreç olup yeni bir becerinin kazanılması ya da motor becerilerde azalma gibi tüm fiziksel değişimlerle ilgilidir
Motor beceri, belirlenen hedefi başarmak için vücudun koordinasyonunu sağlamayı veya kol-bacağı kullanmayı gerektiren beceridir.
Denge, yürüme, koşma ve atlama gibi becerilerin kazanılmasında ve tüm hareket gelişiminde çok önemli olan denge, belirli bir hareketi belirli bir süre devam ettirmek olarak tanımlanmaktadır.
Dikkat, bireyin duygu ve düşüncelerini bir nesne veya bir olay üzerinde toplayabilmesidir.
Hız, mevcut şartlar altında hareketleri en kısa zamanda yapabilme yeteneğidir.
Performans, hareketin ölçülebilen bir özelliğidir ve genellikle süre ya da mesafe olarak ifade edilmektedir.
Eşgüdüm (koordinasyon), belirli bir amaca ulaşmak için yapılan motor hareketlerin uyumu olarak tanımlanmaktadır.
Motor gelişim alanları
Motor gelişim büyük kas motor gelişim/ kaba motor gelişim ve küçük kas motor gelişim/ince motor gelişim olmak üzere iki kategoride incelenmektedir.
Büyük kas motor gelişim, gövde, kol, bacak kasları gibi büyük kaslar tarafından oluşturulan becerilerdir. Lokomotor hareketler, lokomotor olmayan hareketler ve denge olmak üzere üç alt grupta incelenmektedir. Lokomotor hareketler, yürüme, koşma gibi yer değiştirmeyi içeren hareketlerdir. Lokomotor olmayan hareketler, yer değiştirmeden yapılan dönme yada eğilme gibi hareketlerdir. Denge ise bir yerde belirli bir hareketi sürdürme pozisyonudur.
Küçük kas motor gelişim ise manipülatif beceri olarak adlandırılan eli ve ayağı kullanma becerileri ile nesne kontrol becerilerini kapsamaktadır. Tutma, uzanma, yakalama, yırtma, yapıştırma, kesme, çizme gibi beceriler manipülatif becerilerdir.
Motor gelişim dönemleri
Gallahue 1982 yılında yazdığı “Çocuklarda Motor Gelişimi Anlamak” (Understanding Motor Development in Children) adlı kitabında motor gelişim evreleri olarak adlandırdığı bir model ortaya koymuştur. Piramit şeklinde olan bu modele göre her bir motor gelişim dönemi bir diğerinin üzerine kurulan dört dönemden oluşmaktadır. Gallahue daha sonra motor gelişim kuramını genişletmiş ve piramit modeli yerine “kum saati” modelini ortaya çıkartmıştır. Gallohue’nin kum saati modeli refleksif hareketler, ilkel hareketler, temel hareketler ve spor hareketleri dönemi olmak üzere dört dönemden oluşmaktadır
Refleksif hareketler dönemi (0-1 yaş), refleksif hareketler dönemi doğum öncesi dönemden başlar ve doğum sonrası ilk bir yılı kapsar. Refleks belirli bir uyarıcıya karşı verilen istem dışı fiziksel tepkilerdir ve bebeğin ilk bilgi edinme kaynaklardır. Yenidoğanlarda görülen bazı refleksler şu şekildedir.
Moro refleksi, bebek ani olarak kollarından tutulup kaldırılıp tekrar yatağa bırakıldığında, kolların önce dışa doğru açılıp daha sonra vücuda yaklaşması ve parmakların yelpaze şeklinde açılmasıdır. Bu refleks doğumdan sonra giderek azalır ve üçüncü ve dördüncü aylarda kaybolur.
Emme refleksi, bebeğin dudağına dokunulduğunda emme hareketini başlatmasıdır. Ortalama dört ve yedinci aylarda kaybolur.
Tonik boyun refleksi, bebek sırtüstü yatırılıp başı bir tarafa doğru çevrildiğinde çevrilen tarahaki kol ve bacakların ileriye doğru uzanıp, diğer tarahaki kol ve bacağın vücuda doğru çekilmesidir. Ortalama üç ve dördüncü aylarda kaybolur.
Babinski refleksi, bebeğin ayak tabanına başparmaktan topuğa doğru çizgi çekme hareketi yapıldığında bebeğin ayaklarını bükmesi ve parmaklarını yelpaze gibi açmasıdır. Ortalama sekiz ve on ikinci aya kadar devam eder.
Arama refleksi, bebeğin yanağına dokunulduğunda başını dokunulan tarafa çevirmesidir. Bu refleks iki ve üçüncü aylarda kaybolur.
Yakalama (kavrama) refleksi, bebeğin avuç içine parmakla dokunulduğunda parmağı kavramasıdır. Bu refleks üç ve dördüncü aylarda kaybolur.
Adımlama refleksi, bebeğin koltuk altlarından tutulup ayakları sert bir zemine konulduğunda hızla öne doğru birkaç adım atma davranışı göstermesidir. Bu refleks üç ve dördüncü aylarda kaybolur.
Emekleme refleksi, bebek yüzükoyun pozisyonda yatarken ayak tabanlarından birine basınç uygulandığında bebek bacaklarını yukarı ve aşağı doğru hareket ettirerek emeklemeye benzer bir harekette bulunur. Bu refleks ortalama dördüncü ayda kaybolur. İstemli emekleme ise yedinci ay itibariyle görülür.
Yüzme refleksi, bebek yüzüstü pozisyonda suda tutulduğunda ritmik olarak kol ve bacaklarını gerer büker ve yüzmeye benzer bir hareket yapar.
Çekme refleksi, bebek oturur pozisyonda tutulurken, bir ya da iki elinden tutulup geriye doğru eğildiğinde, kollarını bükerek kendisini ileriye doğru çekip dik pozisyona gelmeye çalışır. Bu refleks üç ve dördüncü aylarda görülür ve on ikinci aya kadar devam edebilir.
Doğum öncesi dönemden bir yaşına kadar gözlenebilen ve nörolojik gelişim tamamlandıkça kaybolan refleks hareketler; ilkel refleksler ve duruşa ilişkin refleksler olmak üzere ikiye ayrılır. Emme, arama, yakalama, kavrama, babinski, moro, tonik boyun refleksleri ilkel refleks hareketlerdir. Bu reflekslerin beslenme ve korunma amaçlı işlevleri vardır ve bebeğin yaşamını sürdürebilmesi için gereklidir. Adımlama, emekleme, çekme, yüzme refleksleri ise duruşa ilişkin reflekslerdir, daha sonraki istemli davranışlara benzese de tümüyle istem dışı davranışlardır
İlkel hareketler dönemi (1-2 yaş), ilkel hareketler yaşam için gerekli olan istemli hareketlerin temelini oluşturmaktadır. İlkel hareketler dönemi, reflekslerin ortadan kalktığı evre ve ilk kontrol evresi olmak üzere ikiye ayrılır. Reflekslerin ortadan kalktığı evre, doğumla başlar ve bir yaşına kadar devam eder. Bu dönemde, sinir sisteminin olgunlaşması ile refleksler yerlerini istemli hareketlere bırakır. Hareketler istemli ve amaçlı olmasına karşın kontrolsüz ve kabadır.
Motor gelişimin desteklenmesi
Motor gelişimin bebeklikten itibaren desteklenmesi çocuğun ileriki yaşlarda sağlıklı bir beden yapısına sahip olması açısından önemlidir. Ayrıca diğer gelişim alanlarının da desteklenmesine katkı sağlar. Motor gelişimi desteklemek için öncelikle bebekle yakın temas kurulmalı ve güven duygusu oluşturulmalıdır. Bebeğin gelişim düzeyine uygun hareketler yaptırılmalıdır. Aktivite öncesi mutlaka çevre düzenlemesi yapılmalı ve uygun materyaller seçilmelidir.
Duyusal Gelişim
Duyu, dış dünyadaki uyaranları görme, işitme, koklama, dokunma ve tat alma organlarıyla algılama yeteneğidir. Duyular çevreyi algılamamızı sağlayan sistemlerdir ve öğrenme duyu organları yoluyla gerçekleşmektedir. Bebekler olgunlaşmamış duyusal sistem ve bir dizi yetenekle donatılmış bir şekilde dünyaya gelirler. Doğdukları andan itibaren bebekler duyularını kullanarak önce kendi bedenlerini, daha sonra ise çevreyi keşfetmeye başlarlar
Duyu gelişimi ile ilgili ilk çalışmaları yapan Harlow’a (1958) göre duyular anne karnında gelişmeye başlamaktadır ve yenidoğan görme, işitme, dokunma, tat ve koku gibi uyaranlara karşı duyarlıdır. Bebekler doğduğu andan itibaren annenin teninin sıcaklığını hissetmektedir dolayısıyla en önce uyarılan duyu dokunma duyusudur.
Piaget ise tam tersine çalışmalarında görme duyusunun en önce uyarılan duyu olduğunu, bebeklerin nesneleri dokunmadan önce görsel olarak algılayıp ayırt ettiklerinibelirtmiştir
Sağlıklı doğan bir bebeğin beş temel duyusunun gelişimi aşağıda özetlenmiştir.
Görme, yenidoğanın görme duyusu oldukça zayıhır. İki hahalık yenidoğan, nesneleri 45-95 derecelik açıda ve kısa sürede izleyebilir. Bebekler ilk hahalarda bakışlarını en fazla 20-25 cm uzaklıktaki nesnelere ve insanlara odaklayabilirler fakat bulanık görürler. Görüşleri ancak iki-üç aylık olduklarında bir yetişkininki kadar net olabilir.
İşitme, bebekler insan sesindeki perde ve şiddet değişikliklerinin farkına varabilir, tanıdık ve yabancı sesleri ayırt edebilirler. Özellikle kadın seslerine ve ince seslere daha fazla tepki verirler. Yüksek ve aniden ortaya çıkan seslerden korkup ağlayabilirler. İki yaşına doğru ses ayrımında hızlı bir gelişme göstererek sözcüklerin ve hecelerin ses farklarını daha iyi anlarlar.
Tat alma, bebeklerin tat alma duyusu doğduğunda iyi gelişmiştir. Bir-iki günlük bebekler bile değişik tatları ayırt edebilirler. Başlarda tatlı besinleri ekşi, tuzlu ve acı besinlere tercih ederler. Acı, tuzlu, ekşi gibi tatlar onlara çok yoğun gelir ama sonra yavaş yavaş bu tatları da öğrenirler ve alışırlar.
Koku alma, bebekler doğduklarında koku duyuları gelişmiştir. Annesinin sütünü başkasının sütünden yine bu koku duyusu sayesinde ayırt edebilirler. Birinci trimester sonunda değişik kokuları da öğrenmeye başlarlar.
Dokunma, bebeklerin dokunma duyusu diğer duyulara göre daha iyi gelişmiş olmakla birlikte, henüz üst düzeye ulaşmamıştır. Yenidoğan dokunmaya karşı tepki verir ancak bu refleksler yoluyla olur. Örneğin, yenidoğanın yanağına dokunulduğunda emme hareketi yapar.
Duyusal gelişimin desteklenmesi
Duyularla algılama, öğrenmenin önemli bir bölümünü oluşturduğu için bebeklik döneminden itibaren duyularının desteklenmesi gelişimleri için önemlidir. Doğduğu andan itibaren bebeğin içinde bulunduğu her ortam ve her nesne duyu eğitiminde kullanılmak için bir fırsattır. Bebekler doğdukları andan itibaren dokunmalara karşı hassastırlar. sert, yumuşak ıslak, kaygan ve pütürlü gibi farklı doku yüzeylerine sahip oyuncak ve materyaller bebeğin eline verilerek dokunma duyusu desteklenmelidir
Dil Gelişimi
Dil, iletişimi sağlamada araç olarak kullanılan sesler, sembol ve sözcükler gibi temel birimleri içine alan insanlara özgü bir sistemdir. Dil gelişimi ise kelimelerin, sayıların, sembollerin kazanılması, saklanması ve dilin kurallarına uygun şekilde kullanılmasıdır. Dil gelişimi doğumdan itibaren başlayan ve hızla gelişen bir süreçtir. Bu süreçte kalıtım, cinsiyet ve çevre gibi faktörler dil gelişimini etkilemektedir
Çocuğun dili kullanmayı öğrenmesi, gelişimin en önemli göstergelerindendir.
Ses bilgisi, bir dildeki temel seslerdir. Her dilin kendine özgü ses sistemleri vardır. Türkçede sekiz ünlü, 20 ünsüz olmak üzere toplam 28 sesbirim vardır. Çocuklar yaklaşık iki buçuk yaşına kadar tüm ünlü ve ünsüz sesleri çıkarabilirler.
Biçim bilgisi, bir dilde anlam taşıyan en küçük birime biçim birim (morfem) denir. Bağımlı ve bağımsız olmak üzere iki tip biçim birim vardır. Bağımsız biçim birim tek başına kullanılabilir. Bağımlı biçim birim ise ancak bağımsız biçim birim ile kullanılabilir.
Söz dizimi, cümlenin yapısını oluşturan öğelerin anlamlı bir biçimde birleştirilmesi ile ilgili kuralları içerir.
Anlam bilgisi, sözcük ve sözcük gruplarının ne anlama geldiğini ifade eder. Çocuk, dili anlamlı kullanmaya başladığında kendi düşünceleri ile belirli durumlar ve nesneler arasında anlamlı ilişkiler kurar. Çocuk, bilişsel kavramları kazandıkça, dilin anlam bilgisi yönü de zenginleşir.
Dil gelişim kuramları
Dil kazanımını davranışçı kuram, psikolinguistik kuram, bilişsel kuram ve sosyal öğrenme kuramı farklı şekillerde açıklamaktadır.
Davranışçı kuram, kuramın savunucusu Skinner, dilin deneyimler sonucu öğrenildiğini ileri sürer. Skinner’e göre bebekler sesleri tekrar ederken gündelik dildeki kelimelere benzer sesler çıkardıklarında ebeveynleri tarafından o sesler pekiştirilir. Böylece bebekler pekiştirilen sesleri daha sık kullanmaya başlarlar.
Psikolinguistik kuram, bu kuramın öncülerinden Chomsky’e göre insan doğuştan “kalıtsal dilbilgisi” yapısı ile doğmaktadır. Kalıtsal dilbilgisi sayesinde tüm çocuklar aynı aşamalardan geçerek, biyolojik olarak belirli bir olgunluk düzeyine geldiklerinde, tıpkı yürümeyi öğrenir gibi konuşmayı da öğrenmektedirler. Chomsky’e göre dilin yüzeysel ve derin yapısı bulunmaktadır. Yüzeysel yapı, dilbilgisi yapısını ve telauuz edilen sözcükleri, derin yapı ise yazılı ve sözlü ifadelerin soyut anlamlarını içermektedir.
Bilişsel kuram, bu kuramın öncülerinden J. Piaget düşüncenin şekillenmesinde dilin önemli olduğunu ve bireyin biliş düzeyini yansıttığını ileri sürer. Piaget’e göre duyu devinim yoluyla çocukların ses şemaları gelişmekte ve işlem öncesi dönemin başlarında çocuklar, nesnelerin yerine geçen sembolleri kullanarak dili öğrenmektedirler. Piaget, çocukların konuşmalarını benmerkezci konuşma ve sosyalleşmiş konuşma olmak üzere ikiye ayırır. Benmerkezci konuşmadaçocuk kendi kendine konuşur ve karşısındaki kişinin kendisini dinleyip dinlemediğini önemsemez.Sosyalleşmiş konuşmada ise çocuk çevresindeki kişilerle iletişime girer ve dinlenip-dinlenilmediğini önemser.
Sosyal öğrenme kuramı, bu kurama göre dilin öğrenilmesi taklit ve model alma yoluyla gerçekleşir. Çocuk çevresini gözlemler, kendisine yakın gördüğü kişileri model alır ve kendi sesini onların sesine benzetir yani taklit eder.
Dil gelişim dönemleri
Piaget’e (1999) göre çocukta düşünce ve dil gelişimi belirli dönemlerden geçerek oluşmaktadır. Çocuklarda dil gelişimi bireysel farklılıklar gösterse de her çocuğun dil gelişiminde geçtiği dönemler aynıdır. Bu dönemler şunlardır.
1.         Konuşma öncesi dönem
Konuşma öncesi dönem, yenidoğan dönemi (ağlama), gığıldama-agulama dönemi, mırıldanma dönemi ve mırıldanmanın tekrarı döneminden oluşmaktadır.
Yenidoğan dönemi (ağlama) (0-6 haka): Bebeklerin çevresiyle ilk iletişim kurma aracı ağlamadır. Bebeklerin ağlamaları farklılaşmış ve farklılaşmamış ağlamalar olmak üzere ikiye ayrılır. Farklılaşmamış ağlamalar refleksihir. Farklılaşmış ağlamalar ise bebeklerin ihtiyaçlarının göstergesidir.
Gığıldama (agulama) dönemi (6 haka- 3 ay): Bu dönemde bebekler daha az ağlamakla birlikte agulama denilen sesleri çıkarırlar. Bu seslerin ortaya çıkma nedeni bebeğin ses mekanizmasında meydana gelen değişikliklerdir. Agulama döneminde bebeklerin çıkardıkları sesler bilinçli çıkarılan sesler değildir.
Mırıldanma dönemi (3 ay-6 ay): Bu dönem gelişimin kritik dönemlerinden biri olarak kabul edilir. Bebeğin ses mekanizması ve dil üzerindeki kontrolü artar. Dili yuvarlama ve ileri uzatma becerisi görülür. Bu dönemde bebek ilk kez konuşmaya benzer sesler çıkarır, kendini ifade etmeye ve tepki davranışları geliştirmeye başlar. Dil kontrolünün artmasıyla birlikte bebek ünlü ünsüz sesler üretir, bir sesi uzun zaman tekrarlar ve yeni bir ses öğrenince aynı şekilde onu da tekrarlamaya başlar. Bebekler bu dönemde ba-ba, ma- ma, de-de, da-da gibi sesleri tekrar etmekten hoşlanırlar.
Mırıldanmanın tekrarı dönemi (6 ay-9 ay): Bebeğin ses oyunlarını tekrar ettiği ve işitme ile sesi birleştirdiği dönemdir. Bu dönemde bebek çeşitli sesler çıkarmaya devam eder ve çıkardığı sesler zamanla hece tekrarına dönüşür. Hece tekrarları “ba-ba-ba”, “ma-ma-ma” şeklinde görülür. Çıkarılan sesler bir anlam taşımamaktadır. Çocuklar kelimeleri söyleyene kadar bu seslerin çocukla birlikte tekrara edilmesi önemlidir. Mırıldamanın tekrarı döneminin görülmemesi zihinsel gerilik, işitme kaybı ve dil problemlerinin bir belirtisi olabilir
2.         Konuşma dönemi
Konuşma dönemi ses-sözcük, tek sözcük, iki sözcüklü ifadeler, üç ve daha fazla sözcüklü ifadeler ve gramer kurallarına uygun konuşma dönemlerinden oluşmaktadır.
Ses-Sözcük Dönemi (9-12 ay): Bebeklerin bu dönemde çıkardığı sesler artık evrensel dil özelliğinden çıkıp içinde bulunduğu toplumun ses yapısına uygun sesler haline gelmiştir. Bu dönemde çeşitli hece tekrarları yapılmakta ve anlaşılmayan ama akıcı sözcükler üretilmektedir. Anlamdan yoksun bu konuşmaya jargon denilmektedir.
Tek Sözcük Dönemi (12-18 ay): Bebeklerin alıcı dili (9-13 ay), ifade edici dilden (18-24 ay) önce gelişmektedir. Menyuk, Liebergott ve Schultz’a (1995) göre 13 aylık bir bebek, ortalama 50 civarında kelime bilmekte fakat bunların tamamını 18. aya yaklaşırken ifade etmektedir . Tek sözcük döneminde bebeklerin kullandıkları ilk sözcükler genelde isimlerden oluşur. Öğrenilen isimler genellikle çocuğun günlük yaşantısında en sık gördüğü, kullandığı nesnelerin veya şahısların isimleridir. Bebekler isimlerden sonra günlük yaşamda sıklıkla kullanılan “ver, al, at, git” gibi fiilleri kullanmaya başlarlar.
İki Sözcüklü İfadeler dönemi (18-24 ay): Bebek bu dönemde sözcüklerin birbiriyle olan ilişkisini kavrar. Yeni sözcükler kazanmaya ve iki sözcüğü bir araya getirerek cümle oluşturmaya başlar. İlk cümleler genellikle isim ve fiillerin birleşmesinden oluşur. Bu cümlelere “Telgraf Konuşması” denilir. bebeklerin sözcük dağarcığı genellikle 50-100 kelime arasında değişmekte ve kullanılan kelimelerin %70’i tek heceden oluşmaktadır
Dil gelişiminin desteklenmesi
Dil ve konuşma becerileri, çocukların gelecekteki sosyal ve akademik yaşamını dolayısıyla yaşam kalitesini doğrudan etkileyen en önemli gelişimsel becerilerden biridir. Bu nedenle çocuğun dil edinimindeki değişim ve gelişmelerin doğumdan itibaren gözlenmesi ve etkili desteğin sunulması gereklidir. Bebekler dili konuşmadan çok önce anlarlar. Yetişkinlerin, bebekler konuşmayı öğrenmeden onlarla konuşmaya başlaması sağlıklı bir dil gelişimi için önemlidir bebeklik döneminden itibaren çocuğa kitap okunmalı, kitaplardaki resimler ve olaylar hakkında sohbet edilmelidir
Bilişsel Gelişim
Biliş, içsel zihinsel bir süreç olarak tanımlanmaktadır. Genel olarak düşünme ile eşanlamlıdır. Bilişsel gelişim ise çevreyle etkileşimi sağlayan, dış dünyayı anlamaya yarayan, bilginin edinilip kullanması, saklanması, yorumlanarak düzenlenmesi ve değerlendirilmesi aşamalarındaki tüm zihinsel süreçleri içermektedir. Zihinsel süreçler; dikkat, algı, bellek- hatırlama, kavrama, akıl yürütme, problem çözme ve yaratıcılık gibi birçok özelliği içermektedir.
Dikkat, bütün duygu ve düşünce gücünü bir nokta, bir konu üzerinde yoğunlaştırmadır. Dikkat, dikkat süresi ve dikkat seçiciliği olmak üzere ikiye ayrılmaktadır. Dikkat süresi, bireyin bir noktaya yöneldiği zaman, dikkat seçiciliği ise odaklanılan uyarıcıyı tanıma olarak tanımlanmaktadır.
Algı, bireyin duyularını kullanarak çevresindeki bilgileri anlama, yorumlama, organize etme ve yeni durumlara kendini uydurma sürecidir.
Algılama ise duyu organlarına gelen uyarıcılara anlam verilmesi ve yorumlanmasıdır.
Bellek- hatırlama, bireyin edindiği bilgileri tam ve doğru olarak zihinde tutmasını ve gerektiğinde yeniden kullanılmasını sağlayan bilişsel bir yetenektir. Kısa ve uzun süreli bellek olmak üzere ikiye ayrılır. Kısa süreli bellek, bilginin akışını düzenler, duyusal belleğe gelen bilgilerin davranışa dönüşmesini veya uzun süreli belleğe kodlanmasını sağlar.
Kavram, nesne veya olayların ortak özelliğini simgeleyen içsel bir süreçtir. Çocuklar ortalama bir-iki yaşlarında kavramları kazanmaya başlarlar.
Akıl yürütme ve problem çözme, akıl yürütme daha önceden öğrenilmiş bilgileri, yeni karşılaşılan bir soruna çözüm bulabilmek için birleştirme ve düzenlenme süreci olarak tanımlanırken, problem çözme ise bir amaca ulaşırken karşılaşılan güçlükleri yenme süreci olarak tanımlanmaktadır.
Yaratıcılık, daha önce aralarında ilişki kurulmamış nesneler ya da düşünceler arasında ilişki kurmak, alışılmışın, bilinenin dışında farklı, yani özgün olmak, problemi görmek, farklı çözüm yollarından giderek yeni sonuçlar çıkarmaktır
Bilişsel gelişim kuramları
Bilişsel gelişim yaklaşımında tüm kuramcılar bireyin, bilgiyi nasıl edindiği, kısa ve uzun süreli bellekte nasıl işlediği, yeni bir durumla karşılaşıldığında bu bilgiyi yeni durumla nasıl ilişkilendirdiğini incelemişlerdir.
Piaget’in bilişsel gelişim kuramı
Bilişsel gelişim yaklaşımının en çok bilinen kuramcısı İsviçreli psikolog Jean Piaget’tir. Piaget kendi çocukları üzerinde yaptığı gözlemlere dayalı olarak çocuklarda düşünme, akıl yürütme, kavram geliştirme gibi süreçleri incelemiş ve “bilişsel gelişim kuramını” geliştirmiştir. Piaget’e göre çocukların kendilerine has zihinsel işleyişleri ve bakış açıları vardır. Çocuk dünyanın pasif alıcısı değildir ve bilgiyi kazanmada aktif bir role sahiptir.
Piaget’in kuramının temel kavramlarından biride özümlemedir. Özümleme, çocuğun daha önce kazanmış olduğu bir şemayı çevresindeki yeni nesne ve olaylara uygulaması ve kendisinde daha önceden var olan şemalarla açıklamasıdır. Piaget’e göre birey yeni yaşantılar geçirdikçe bazen mevcut şemalar yetersiz kalmaktadır. Bu gibi durumlarda çocuk mevcut şemayı biçimlendirir ve ya değiştirir. Buna uyum denilmektedir.
Örgütleme, bebeğin birbirinden farklı şemaları birleştirdiği ve kaynaştırdığı bir süreçtir.
Dengeleme de Piaget’in kuramındaki önemli kavramlardan biridir. Dengeleme, çocuğun yeni karşılaştığı bir durumla daha önceden sahip olduğu yaşantılar arasında denge kurmak için yaptığı zihinsel süreçlerdir.
Piaget’e göre bebekler şemaları adapte ve organize ederek bir gelişme kaydeder. Bu gelişme onları bir evreler düzeni içine götürür. Her bir evre kendinden öncekinden etkilenir ve kendisinden sonra gelen evreyi etkiler. Piaget evrelerin özelliklerini şu şekilde açıklamıştır.
Evreler değişmez belirli bir sıra izler. Tüm çocuklar her bir bilişsel gelişim evresinden aynı sıra ile geçer. Bir sonraki evre, bir önceki evrenin kazanımlarını da içermektedir.
Çocuklar aynı gelişim evresinde olmalarına rağmen bireysel farklılıklardan dolayı her çocuk kendine özgü bir gelişim gösterir.
Her evre kritik olan gelişim özelliklerini içerir.
Bu temel kurallara göre Piaget bilişsel gelişimi dört döneme ayırmıştır. Bunlar:
Duyu Motor Dönemi (0-2 yaş)
İşlem Öncesi dönem (2-7 yaş)
Somut işlemler Dönemi (7-11 yaş)
Soyut İşlemler Dönemi
Duyu motor dönemi (0-2 yaş)
Bu dönem doğumdan başlayıp iki yaşa kadar devam etmektedir. Bu dönemde bebek duyu organlarının farkına varır ve duyuları gelişir. Bebekler kendilerine duyuları yoluyla ulaşan uyarıcılara motor tepkilerde bulundukları için Piaget bu dönemi duyu motor dönemi olarak adlandırmıştır. Bu dönemde çocukların düşünce yapısı eylemleriyle sınırlıdır. Piaget bu dönemi 6 evreye ayırarak açıklamıştır.
Refleksler Aşaması (0-1 Ay): Piaget’e göre yenidoğanlar çevreye refleksleri sayesinde uyum sağlamaktadır. Bu aşamada özellikle emme refleksi çok güçlüdür. Emme refleksi bebeklerin nesnelerle ilişkisini sağlayan önemli bir araçtır.
İlk Alışkanlıklar ve Birinci Döngüsel Tepkiler Aşaması (1-4 Ay): Bu aşamada bebek duyuları ile alışkanlık ve birinci döngüsel tepkiler olmak üzere iki tür şema geliştirir. Alışkanlık basit bir refleks üzerine kurulmuş şemadır. Bu şemalar ortaya çıkan uyaranlardan tamamen ayrılmıştır.
İkinci döngüsel tepkiler aşaması (4-8 ay): Bu aşamadaki tepkiler birinci döngüsel tepkilerin oluşumuyla benzerlik göstermektedir. Ancak aralarındaki temel farklılık bebeğin bir eylemi artık kendi bedeni dışındaki bir tepkiyi tetiklemek için tekrar ediyor olmasıdır.
İkinci döngüsel tepkilerin koordinasyonu ve amaca yönelik davranışlar aşaması (8-12 ay): Bebekler bu aşamada daha önceden öğrendikleri şemaları koordineli olarak birleştirirler ve amaca yönelik davranış sergilerler.
Üçüncü döngüsel tepkiler, yenilik ve merak aşaması (12-18 ay): Bu aşamada nesnelerin sahip olduğu çeşitli özellikler bebeklerde merak uyandırmaktadır. Çevresindeki nesneleri sürekli denemek isterler, yere atarlar, çevirirler, birbirine vurur ve çekerler. Özellikle çekme hareketinin tepkilerini değişik nesnelere uygulamaya çalışırlar (kapıyı çekme, saç çekme gibi). Üçüncü döngüsel tepkiler bebeğin yeniliklerle ilgilendiğinin ilk göstergesidir.
Zihinsel Kombinasyonlar ve Problem Çözme Aşaması (18-24 Ay): Bu aşamanın en önemli özelliği çocukta sembolik düşüncenin ortaya çıkmasıdır. Bebek artık sembollerle düşünmeyi öğrenmeye başlar. Semboller, bebeğin nesneleri basit yollarla manipüle etmesine ve biçimini değiştirmesine olanak verir.
Vygotsky’nin bilişsel gelişim kuramı
Kuramın temsilcisi Rus psikolog Lev Vygotsky’e göre çocuğun bilişsel gelişiminde iki aşamalı bir süreç yaşanmaktadır. Birinci süreç içseldir ikinci süreç ise dışsaldır ve kişiler arası etkileşim sonucu oluşmaktadır. Vygotsky çocuğun bilişsel gelişiminde özellikle içinde bulunduğu ‘sosyal çevrenin’ önemli rolü olduğunu ileri sürer. Vygotsky’e göre çocukların kazandıkları kavramların, fikirlerin, olgunların, becerilerin tutumların kaynağı sosyal çevredir ve tüm psikolojik süreçler, insanlar arasında, çoğu zaman çocuk ve yetişkinler arasında paylaşılan sosyal süreçlerle başlamaktadır. Bunun en açık örneği de “dil”dir. Toplumsal etkileşim sonucunda öğrenilen dil çocuğun bilişsel gelişiminde çok önemlidir.
Bruner’in bilişsel gelişim kuramı
Algı ve düşünce üzerinde çalışmış bir psikolog olan Jerome Bruner, Piaget ve Vygotsky’in düşüncelerinden etkilenmiş ve alana özgün katkı sağlamıştır. Kuramında Piaget ile benzer olarak bilginin kodlanması, işlenmesi, depolanması ve sıralanması konularına ağırlık vermiştir. Vygotsky gibi de bilişsel gelişimde sosyal ve kültürel etkileşimin öneminden bahsetmiştir. Bruner, bilişsel gelişimi eylemsel, imgesel ve sembolik dönem olmak üzere üç döneme ayırmıştır
Eylemsel Dönem (0-3 Yaş), bilişsel gelişimde ilk aşama eylemsel dönemdir. Çocuk, bu dönemde çevreyi eylemlerle anlar, çevresindeki nesnelerle ilgili yaşantıyı onlara dokunarak, vurarak, ısırarak ve hareket ettirerek kazanır. Çocuklar için nesneler bazı eylemleri yapmak için kullanılır.
Bilişsel gelişiminin desteklenmesi
Bebekler doğum anından itibaren çevresiyle nasıl etkileşim kuracakları konusunda öğrenme sürecine girerler ve dış dünya hakkında bilgi edinmeye çalışırlar. Bu süreçte bebeğin desteklenmesi bilişsel gelişimi açısından önemlidir.
Bilişsel gelişimin desteklenmesi için bebeğin önce kendini güvende hissetmesi gerekmektedir. Bu nedenle bebekle doğduğu andan itibaren ten teması kurulmalı, çevresindeki nesne ve olaylar hakkında onunla konuşulmalıdır.
İşitsel ve ritim algısı geliştirmek için bebeğe bol bol şarkılar, ninniler söylenmeli, bebek ses çıkarması için cesaretlendirilmeli ve yeni seslerle tanıştırılmalıdır.
Bebeğe zengin uyarıcı bir çevrenin sunulması da bilişsel gelişim açısından önemlidir
Bebeğe bakabileceği, tutabileceği, hareket ettirebileceği farklı boyutlarda, renklerde, dokularda ses çıkaran nesneler verilmeli, bebekle bol bol oyun oynanmalıdır
Duygusal Gelişim
Duygu, bir varlık ya da olayın bireyin iç dünyasında uyandırdığı izlenimler olarak tanımlanmaktadır. Duygular doğumla birlikte başlamakta ve tüm yaşam boyunca devam etmektedir. En temel duygular korku ve sevgidir. Diğer duygular bu iki temel duygudan türemiştir. Duygulanım, ise duygusal tepkiler gösterme durumudur. Duygusal tepkilerin temelinde sevgi, sevinç, neşe, mutluluk, heyecan, öfke, acı, kıskançlık ve korku gibi duygular yer almaktadır.
Gülme, yenidoğanın gülümsemesi refleksihir. Gerçek gülümseme sekizinci hahadan itibaren başlamaktadır. Bebek tanıdığı kişilere, hoşlandığı davranışlara gülümser.
Bakma, bebek birinci ayda kendisiyle konuşan kişiye bakar, ikinci ayda göz kontağı kurar, dördüncü ayda farklı yüz ifadelerine tepki verir.
Korku, bebekte en erken görülen duygulardan biridir ve ilk olarak altıncı ayda görülür. Birinci yılın sonunda bebek, birtakım nesnelerden, belli kişilerden ve olaylardan korkar. Korku 18. ayda ise en yoğun duruma ulaşır.
Öfke, üç yaşına kadar çocuklar en çok oyuncağı elinden alındığında öfkelenir. Ayrıca temizlik, beslenme, tuvalet eğitimi, yalnız kalma, uyku, giyinme, soyunma gibi konularda da öfke tepkisi gösterebilirler.
Kıskançlık, yenidoğan bebekte kıskançlık tepkisi yoktur. Ancak bir yaşındaki çocuk, annesinin kucağında başka bir bebek gördüğünde kıskançlık tepkisi verebilir
Bağlanma
Bağlanma iki birey arasındaki duygusal ilişki olarak tanımlanmaktadır. İngiliz psikiyatrist John Bowlby’e göre bağlanma duygusal bir bağdır ve bu bağ, rahatlığı, korumayı ve güvenliği içermektedir. Bebeklerle bağlanma ise bebeklerle onlara bakım veren kişiler arasında duygusal olarak olumlu ve doyum veren bir ilişkinin kurulmasıdır. Bebeğin kendisine bakım veren kişiye özellikle anneye sevgiyle bağlanması, sağlıklı büyüme ve gelişim için çok önemlidir.
 Bowlby bağlanmanın gerçekleşmesinde güçlü biyolojik temellerin olduğunu, anne-baba ve çocuğun birbirlerine bağlanmalarının birden bire olmadığını aşamalı bir şekilde gerçekleştiğini savunmuştur. Bu aşamalar şunlardır
Birinci aşama (doğumdan altıncı hakaya kadar bağlılık), bu aşamada bebekte henüz herhangi birine karşı bağlılık duygusu gelişmemiştir ancak bebek annesinin sesini ve kokusunu tanır.
Altı hakadan altı-sekizinci aya kadar bağlılık, bebek tanıdığı kişileri ayırt etmeye başlar. Kendisine bakım veren kişiye özellikle anneye doğru bağlanma başlamıştır. Henüz yabancı kaygısı yoktur.
Altı-sekizinci aydan, on sekiz- yirmi dördüncü aya kadar bağlılık, bu aşamada bağlılık belirgin bir biçimde görülür. Çocuklar sürekli birlikte olduğu kişiden (çoğunlukla anne) uzaklaştığında ayrılık kaygısı yaşamaya başlar.
On sekiz- yirmi dördüncü aydan sonra bağlılık (karşılıklı ilişki oluşturma aşaması), çocuk bu aşamada annenin (bakım veren kişinin) gidiş nedenini ve geri döneceğini algılamaya başlar ancak yine de annenin gitmemesi için bahaneler üretirler (karnım ağrıyor, gitmeden önce su ver, sonra git gibi).
Bağlanma türleri
Ainsworth ve arkadaşları 12-18 aylık bebeklerle yaptıkları “Yabancı Durum” olarak bilinen deneysel bir çalışmayla Bowlby’nin kuramının temel sayıltılarını sınamışlardır. Bu çalışmada çocuklar sistemli olarak kısa aralıklarla önce annelerinden ayrılmış sonra bir yabancı ile yalnız bırakılmış ve son olarak da tekrar anneleri ile bir araya getirilmiştir. Bu yolla çocukların bağlanma stillerinin anlaşılması amaçlanmıştır. Çalışma sonrası araştırmacılar bebeklerde görülen bağlanma stillerini üç grupta açıklamışlardır
Güvenli bağlanma, bebek anneden ayrıldığında huzursuzluk yaşar, anne ile tekrar bir araya geldiğinde ise kolay bir şekilde sakinleşir, neşelenir ve çevreyi keşfetmeye devam eder. Anne ortamdan çıktığındabebek mutsuz olur ancak annenin döneceğine dair güveni vardır.
Kaygılı- kararsız bağlanma, bebek anneden ayrıldığında çok huzursuzlaşır, stres olur. Anne geri döndüğünde sakinleşmekte güçlük yaşar. Kaygılı-kararsız bağlanmış bebekler anne ile hem çok yakın ilişki kurmak isterler hem de ilişkiye karşı direnirler.
Kaçınmacı Bağlanma, bebek anneden ayrıldığında çok az tepki gösterir ve anne geri döndüğünde onu yok sayarak, oyununa devam eder. Narsist kişilik oluşumunun temelinde, kaçınan bağlanma örüntüsünün olduğu varsayılır.
Ayrılık kaygısı ve yabancı kaygısı
Ayrılık kaygısı, bebeğin anne ya da bakım veren kişiden ayrılma durumunda ya da ayrılma beklentisinde kaygı yaşaması halidir. Yabancı kaygısı ise bebeklerin tanımadığı kişilere karşı gösterdiği olumsuz tepkilerdir.
Mizaç
Kişiliğin bir parçası olan mizaç günlük hayatta çok sık kullanılmasına rağmen tanımlanması oldukça zor olan bir kavramdır. Mizaç genel olarak kişinin doğuştan getirmiş olduğu veçevreden aldığı tepkilere verdiği duygusal farklılıklardır. Çocukların mizaç özellikleri ilk defa psikiyatrisi Thomas ve Chess tarafından araştırılmış ve çalışmanın sonuçları “New York Boylamsal Çalışması” adıyla 1977 yılında yayınlanmıştır . Bu çalışmanın sonuçlarına göre bebeklerde üç farklı mizaç türü ortaya konmuştur. Bunlar;
Kolay mizaçlı bebekler, genellikle pozitif duygu durumundadırlar. Neşeli, sıcakkanlı ve sakin bebeklerdir. Yeni deneyimlere kolaylıkla uyum sağlarlar.
Zor mizaçlı bebekler, olumsuz tepkiler veren kolay ağlayan bebeklerdir. Sinirlendikleri zaman kolay sakinleşmezler. Yeni deneyimlere uyum sağlamakta problem yaşarlar.
Benlik

Benlik, bireyin kendisine yönelttiği duygu ve düşüncelerin toplamıdır (Santrock, 2016). Bebekler, dünyaya geldikten sonra fiziksel olarak çevrelerinden ayrı olduklarını algılayabilirler. sıfır-bir yaş döneminde bebeğin parmağını emmesi, ellerini-kollarını sallaması, bir oyuncağı sıkıp ses çıkarması benlik kavramının ortaya çıkışındaki ilk adımlardır. Piaget’e göre benliğin gelişiminde kritik dönem 9-12. aylar arasıdır. Çünkü bu dönemde “nesne devamlılığı” gelişmekte ve bebek ilkel bir düzeyde de olsa kendinin de var olduğunu anlamaya başlamaktadır. Bebekler iki yaşa geldiklerinde bedenlerinin ve fiziksel farklılıkların farkına varmaya başlarlar.
İki yaş, çocuğun kendisini tanıdığı yaştır.
Duygusal gelişim kuramları
Günümüzde duygusal gelişim üzerine araştırma yapan gelişim psikologları konuyu iki kuram çerçevesinde incelemektedirler. Bu iki kuramdan birincisi
J. Bowlby’nin “Bağlanma Kuramı” diğeri ise bu alanda en kapsamlı kuram sayılabilecek Erik Erikson’un “Psikososyal Gelişim Kuramı” dır.
Erikson psiko-sosyal gelişim kuramı
Erikson, Freud’un psikoanalitik kuramından etkilenmiş ancak kişilik gelişimini daha geniş bir yapıda incelemiştir. Erikson’a göre kişilik doğumla birlikte başlayıp, olgunluğa ve ölüme kadar giden yaş aralığı içinde gelişimini sürdürmektedir. Erikson yaşam boyu gelişim ilkesini ortaya atan ilk psikologlardan birisidir.
 Erikson’a göre her bireyin yaşantısında deneyimlediği sekiz evre vardır Bunlardan bebeklik dönemine ait olanlar aşağıda verilmiştir.
Temel Güvene Karşı Güvensizlik (0-2 yaş), bu evrede bebekler çevreye güvenip- güvenemeyeceklerine ilişkin temel duygular edinirler. Bu süreçte bebeğin çevresindekilerle ilişkilerinin niteliği çocuğun temel güven duygusunu etkiler. Yaşamın ilk yılında bebeğin ihtiyaçlarının karşılanması anne ya da anne yerine geçen yetişkine bağlıdır. Bu kişinin bebeğin ihtiyaçlarını karşılarken bebeğe karşı olan iyi tavrı, sevgisi, teması ve ilgisi bebeğin çevresine güvenmesini sağlayacaktır.
Duygusal gelişimin desteklenmesi
Doğum anından itibaren bakım veren kişinin bebekle yakın temas kurması bebeğin duygusal gelişimi için önemlidir.
Bakım veren kişi bebek ile bol bol ten teması kurmalı ve bebeğin ihtiyaçlarını zamanında karşılamalıdır.
Bebeğin ihtiyaçları karşılanırken mutlaka bebeğin mizaç ve tepkileri dikkate alınmalıdır.
Anne –baba veya bakım veren diğer kişilerin bebekle iletişim kurarken sakin olmaları, kaygılarını bebeğe yansıtmamaları ve sevecen bir ses tonuyla konuşmaları da bebeğin duygusal gelişimi için önemlidir.
 Oyun, çocuğun içinde yer almaktan en çok mutlu olduğu ve pek çok şeyi keyif alarak en doğal şekliyle öğrendiği bir süreçtir.
Bebeğin duygularını tanıması ve kontrol edebilmeyi öğrenmesi açısından oynadığı oyuncaklar ve oyun aktiviteleri de büyük önem taşımaktadır.
 Bu nedenle anne-baba bebeğin yaşına uygun oyuncaklar seçmeli ve bebekle bol bol oyun oynamalıdır.
Sosyal Gelişim
Çocukluğun ilk yıllarındaki sosyal gelişim onun daha sonraki sosyal davranışlarının temelini oluşturur. Sosyal becerileri gelişmiş bir çocuk çevresindeki bireylerle olumlu ilişki kurabilir ve özgüveni yüksektir, sosyal becerilerden yoksun çocuklar ise çevreye uyum sağlamakta problem yaşarlar. Bu nedenle bebeklik döneminden itibaren çocukların sosyal gelişimlerinin desteklenmesi önemlidir. Sosyal gelişimle ilgili bazı kavramlar şunlardır.
Sosyalleşme-sosyalleştirme, çocuğun içinde bulunduğu toplumun inançlarını, tutumlarını ve kendisinden beklediği davranışları öğrenmesine “sosyalleşme” denilmektedir. Bu süreç doğumdan sonra baslar ve yaşam boyu devam eder. Ancak yaşamın ilk yıllarında kazanılan davranışlar sosyalleşme açısından oldukça önemlidir.
Sosyal olgunluk, bireyin içinde yaşadığı toplumun kurallarına uymada yaş düzeyine göre gösterdiği olgunluk “sosyal olgunluk” olarak tanımlanmaktadır.
Sosyal yeterlik, jest ve mimik kullanma, vücut dilini yorumlama, topluluk karşısında konuşma ve tartışmaya katılma gibi hem sözel hem de sözel olmayan davranışları içermektedir. Bu davranışları doğru olarak kullanma becerisi, bireylerin sosyal yeterliklerini belirlemektedir.
Sosyal uyum, bireyin kendisiyle ve çevresiyle dengeli bir ilişki kurabilmesi ve bu ilişkiyi sağlıklı bir şekilde sürdürebilmesidir
Anne-baba çocuk ilişkisi
Sosyal davranışların kaynağı bebekliğin ilk günlerine kadar uzanmaktadır. İlk sosyal temas anne ile kurulur. Bebeğin gereksinimlerinin anne tarafından karşılanma biçimi sosyal gelişimi büyük ölçüde etkilemektedir. Özellikle sıfır-bir yaş döneminde bebeğin temel gereksinimi güven duygusudur. Bebek güven gereksinimini gidermek için anneye dokunmak ve onun varlığını, sıcaklığını hissetmek ister. Bebeğin varlığını sürdürmek için anneye duyduğu gereksinim, onun ilk sosyal ilişkisidir. İlk sosyal ilişkinin sağlıklı olması bebeğin başkaları ile de olumlu ve sağlıklı ilişkiler kurması için temel oluşturur. Bebeğin annesiyle olan ilişkisi kadar babasıyla olan ilişkisi de gelişimi için önemlidir.
Oyun
Sıfır-iki yaş döneminde çocuklar bedenlerini ve çevrelerini öğrenme ve tanıma aşamasındadırlar. Bu dönemde bakma, emme, ellerini açıp kapama gibi temel motor becerilerin tekrarlanması çocuğun doyum sağlamasına ve bu hareketleri yinelemesine sebep olur. Tekrarlanan bu hareketler zamanla oyuna dönüşür ve çocuk bundan keyif alır. Bebekler ikinci aydan itibaren çevresindekilerle göz kontağı kurmaya başlarlar. Bu dönemde yetişkin bebekle göz kontağı kurarak ses oyunları oynayabilir. Yetişkinler üçüncü aydan itibaren bebekle kurduğu etkileşime nesneleri de dâhil ederek üçlü etkileşimi başlatabilir. Böylece yüz yüze oynanan oyunlardan oyuncaklarında dâhil edildiği etkileşimli oyunlara geçilebilir. Altıncı aydan itibaren bedenini daha iyi kullanabilen bebeğin çevreye ilgisi artar. Etrafındaki nesnelere vb. dokunmak ve keşfetmek ister. Ses çıkaran oyuncaklar ve tekrarlı oyunlar ilgisini çeker. 12-19. aylar arasında bebekler nesneleri amaçlarına uygun kullanmaya başlarlar.
Akran ilişkileri
Bebeğin, doğumdan sonra diğer yenidoğan bebeklerin sesini duyup ağlaması, ilk akran etkileşimi olarak değerlendirilebilmektedir. Diğer bebekleri fark etme, onlara gülme ve onlar ağladığında ağlama ve onlara ilgi gösterme ortalama dört ve beşinci aylarda başlamaktadır. Altıncı aydan itibaren bebek, etrafındaki diğer bebekler ona dokunduğunda ya da baktığında gülümser. 9-13. aylar arasında bebekler oyuncaklara ilgi göstermeye başlarlar.
Kültür
Kültür nesilden nesile aktarılan değerler, inançlar, kurallar ve toplumca kabul edilen davranışların tümü olarak tanımlanmaktadır. Kültür bebeklik döneminden itibaren çocuğun gelişimini etkileyen önemli faktörlerden biridir ve çoğu zaman bebeklerin bağlanma tipini belirlemede önemli rol oynamaktadır.
Sosyal gelişimin desteklenmesi
Bebeklik dönemi daha sonraki yıllara temel oluşturan sosyal becerilerin kazanıldığı bir dönemdir. Bu nedenle bu dönemin iyi değerlendirilmesi gerekmektedir. Bu amaçla güvenli bir bağlanmanın gelişimi için doğumu izleyen ilk saatlerden itibaren bebeğin ihtiyaçları zamanında karşılanmalı, ten temasında bulunulmalı, sevecen ve sakin bir ses tonuyla konuşulmalı, bebekle karşılıklı iletişime dayanan oyunlar oynanmalı, şarkılar söylenmeli, bebeğe etkileşime girebileceği sosyal ortamlar ve akranları ile iletişime geçebileceği fırsatlar sunulmalıdır.
Ahlak Gelişimi
Ahlak insanların uymakla sorumlu oldukları iyi ve doğru davranışlar ve kurallar bütünüdür. Ahlak gelişimi ise çocukların belirli davranışları doğru ya da yanlış olarak değerlendirmelerine rehberlik eden ve kendi eylemlerini yönetmelerini sağlayan ilkeleri kazanma süreci olarak tanımlanmaktadır
Gelişim kuramlarında ahlak gelişimi
Ahlak gelişimi alanında literatürde yer alan bilgiler çoğunlukla Freud, Piaget ve Kohlberg’in kuramlarına dayanmaktadır.
Psikoanalitik kuram: Freud ahlak gelişimini duygusal ve güdüsel bir süreç olarak ele almıştır. Bu süreci de id (kişiliğin en ilkel kısmı), ego (kişiliğin çevre ile etkileşimi) ve süperego (kişilin ahlaki yönü) ilişkilerindeki denge kavramına bağlamaktadır. Süperego, davranışların ahlaki kurallara uygun olup-olmadığına karar verir ve toplum tarafından onaylanan ölçütlere göre davranmak ister. Süper ego toplumsal kuralların çocuğa yansıtılması ve uygulanması ile ortaya çıkmaktadır ve fallik dönemde güçlenmektedir. Psikoanalitik kurama göre çocuklar kötü kavramını iyi kavramından önce ve yaklaşık iki yaş civarında anlarlar
Piaget ve ahlak gelişimi
Piaget’e göre okul öncesi dönemde çocukların kural kavramı olmadığından bu dönemde ahlak söz konusu değildir. Bu nedenle ahlak gelişimi çocuğun işlem öncesi dönemden, somut işlemler dönemine geçtiği altı yaşa kadar başlamaz. Piaget çocukların oyunlarını inceleyerek kurallara uyma davranışının dört aşamada gerçekleştiğini ileri sürmüştür. Bu aşamalardan bebeklik dönemini kapsayan devinim dönemi hakkında aşağıda bilgi verilmiştir.
Devinim dönemi (0-2 yaş): Bu dönemde yalnızca bireysel oyun vardır bu nedenle ortak kurallar dikkate alınmaz. Çocuklar ilk yaşlarda anne-babaların emir verdiklerini, davranış kurallarını öğretmede ısrarcı olduklarını öğrenirler ve kurallara uydukları zaman mutlu olacaklarını anlarlar
Kohlberg ve ahlak gelişimi
Kohlberg ahlak gelişiminin gelenek öncesi, geleneksel ve gelenek sonrası düzey olmak üzere üç düzey ve altı aşamadan oluştuğunu savunmaktadır. Kohlberg’in ahlak gelişim evreleri üç yaştan sonrasını kapsamaktadır
Ahlak gelişiminin desteklenmesi
Bebeklik döneminde çocukların bilişsel yapıları, ahlak kurallarını anlamaya yeterli değildir. Çocuk ancak üç yaşına doğru bazı davranışlarının iyi ve yapılması gereken, bazılarının kötü ve yapılmaması gereken davranışlar olduğunu öğrenmeye başlar. Ancak bu dönemde her bebeğin güvene, sevgiye ve ilgiye ihtiyacı vardır. Bu ihtiyaçlarının sağlıklı bir şekilde karşılanması çocuğun ahlaki gelişimi için önemlidir.

Kaynak: acikogretim.istanbul.edu.tr

 

Copyright © 2013. Anaokullu.Net Rights Reserved.