^Yukarı Cık
  
  
  
Get Adobe Flash player

Bizi Takip Edin

Auzef Çocuk Gelişimi Lisans Ders Notları ve Sınavları

Gelişim Psikolojisi 6.Ünite Erken Çocukluk Döneminde Gelişim

ERKEN ÇOCUKLUK DÖNEMİNDE GELİŞİM
Erken Çocukluk Döneminde Gelişim
Üç-altı yaş arasını kapsayan erken çocukluk dönemi, çocuğun en hızlı geliştiği ve öğrendiği dönemdir. Bu dönemde çocuğun kazanmış olduğu alışkanlıklar, beceriler ve bilgiler onun gelecek yıllardaki yaşamını etkilemektedir. Bu döneme ait özelliklerin bilinmesi çocuğun gelişimi açısından önemlidir. Bu düşünceden hareketle bu bölümde erken çocukluk döneminde fiziksel, motor, duyusal, dil, bilişsel, duygusal, sosyal ve ahlak gelişimi hakkında bilgi verilmiştir.
Fiziksel Gelişim
Fiziksel gelişim bedensel ve motor gelişim olmak üzere iki başlık altında açıklanmıştır.
Bedensel gelişim
Erken çocuklukta bedensel gelişim hızı sıfır-iki yaşa göre daha yavaştır. Bu dönemde çocukların beden oranı değişmeye başlar. Çocukların başlarının toplam beden büyüklüğüne oranı azalır. Bacakları daha hızlı büyüdüğü için bebeklikteki iri başlı görünüm ortadan kalkar. Ağırlıktaki artış ise birinci yaşın sonunda doğumdaki ağırlığın üç katı olmasına rağmen altı yaşın sonunda yedi katı kadar olur. Boy uzunluğu da kilo artışına benzer biçimde gittikçe yavaşlar. Bebeklik sonunda çocuğun boy uzunluğu ortalama 85-90 cm iken dört yaşında doğumdaki boyunun yaklaşık iki katına ulaşarak bir metre civarında olur. Altı yaşında ise çocuğun boy uzunluğu yaklaşık 105-120 cm arasındadır. Erkek çocuklar kız çocuklarına göre biraz daha uzun ve ağırdırlar. Bu dönemde kemikler henüz sertleşmemiştir. Kız çocukları kemik gelişimi bakımından erkek çocuklarına göre bir yıl ilerdedir. Genellikle üç yaşına kadar bütün süt dişleri çıkmıştır. Süt dişleri, altı-yedi yaşına kadar, çocukların besinleri çiğneme ve sindirmelerine yardımcı olmaktadır. Çocuklar altı yaşına geldiklerinde süt dişleri düşer ve yerine kalıcı dişler çıkar.
Motor gelişim
Psiko-motor gelişim sürecinde içten ve dıştan gelen süreçlerin etkileşimi sonucunda basit reflekslerle başlayan baş, boyun ve gövde kaslarının kontrolü, aşamalar şeklinde gelişir. Gallahue (1982), psiko-motor gelişimi çocukluk dönemi ile sınırlayarak incelemiş ve kuramını piramit modeli ile açıklamıştır. Bu modele göre her bir psiko-motor gelişim dönemi, bir diğerinin üzerine kurulur. Piramidin temelini, refleksif hareketler dönemi oluşturmaktadır. Bu dönemi, ilkel hareketler ve temel hareketler dönemi takip etmektedir
Refleksif hareketler (sıfır-bir yaş) ve ilkel hareketler (bir-iki yaş) döneminde kazanılan hareketler çocuğun ileride kazanacağı hareketlerin temelini oluşturmaktadır. Bu dönemlerin ardından iki-yedi yaş arasını kapsayan temel hareketler dönemi başlamaktadır. Temel hareketler dönemi başlangıç evresi, ilk ve olgunluk evresi olmak üzere üç aşamada incelenmektedir. Başlangıç evresinde çocuklar kendi hareket yeteneklerini anlar ve bunları denemek için çaba gösterirler. İlk evrede kontrol ve ritmik koordinasyon arttığı için çocuğun hareketleri daha uyumlu ve kontrollü olmaya başlar. Üç-dört yaşlarındaki bir çocuk bu evrenin özelliklerini taşıyan pek çok hareketi yapabilir. Olgunluk evresinde ise çocuklar mekanik yönden etkili, uyumlu ve kontrollü hareketler sergilerler. Beş-altı yaşına gelen çocukların bu evreye ulaşmış olması gerekmektedir.
Motor gelişimin desteklenmesi
Bu dönemde çocukların en belirgin özelliklerinden birisi hareketli olmalarıdır. Hareket, çocuğun gelişimini etkileyen önemli bir unsurdur. Bu dönemde çocukların hareket gereksinmeleri mutlaka karşılanmalıdır. Çocuklara rahat hareket edebilecekleri alanlar sunulmalı, evdeki eşyalar uygun konuma getirilmeli, çocuklar özellikle park gibi açık hava alanlarına götürülmelidir.
Duyusal Gelişim ve Desteklenmesi
Erken çocukluk dönemi çocuğun aktif olarak çevresine yöneldiği ve değişik uyarıcılarla dolu dış dünyayı keşfetmeye çalıştığı bir dönemdir. Çocukların duyusal gelişimlerini desteklemek amacıyla çocukla birlikte doğa yürüyüşlerine çıkılabilir, ağaç yaprak, çiçek, toprak vb. incelenebilir, büyüteç, güvenli aynalar, teleskop, dürbün, el feneri, güneş gözlüğü gibi görsel deneyimler sağlayan materyallerle çeşitli etkinlikler yapılabilir, sağlığa zararlı olmayan farklı kokular koklanabilir, çeşitli yiyeceklerin tadına bakılabilir ve tatları hakkında konuşulabilir, tencere, kapı, dolap, kaşık gibi farklı ses çıkaran nesnelerle ses çalışmaları yapılabilir
Dil Gelişimi
Dil gelişimi, kelimelerin, sayıların, sembollerin kazanılması, saklanması ve dilin kurallarına uygun olarak kullanılmasıdır. Çocukların dil kazanımları refleksif tepkilerden yetişkininkine benzer konuşmaya doğru bir gelişim süreci göstermektedir. Bu süreçte kalıtım, cinsiyet, zekâ, aile, sosyo-ekonomik düzey, eğitim gibi pek çok faktör de dil gelişimini etkilemektedir. Dil gelişimi çocuktan çocuğa farklılık göstermekle birlikte her çocuğun dil gelişiminde geçtiği dönemler aynıdır. Bu dönemlerinde kendine özgü birtakım özellikleri bulunmaktadır. Yaşlara göre dil gelişim özellikleri şu şekildedir.
2-3 Yaş dönemi
Bu dönem çocuğun dil bilgisi yeteneğinin ve sözcük dağarcığının en hızlı olduğu dönemdir. Çocuk yetişkin konuşma seslerinin üçte ikisini öğrenir ve çıkardığı seslerin %90’ı doğrudur. Bu dönemde dilin temel yapıları olan sıfat, fiil, isim ve tümleç kullanılmaya başlanılmasına rağmen yardımcı fiiller, zamirler, edatlar ve çekim eklerinin bulunduğu cümleler henüz kurulamaz. Bu nedenle çocuğu anlamak için çocuğun ses tonuna ve hareketlerine dikkat etmek gerekir. İki-üç yaş çocukları gramer yönünden eksik cümle kurmasın rağmen basit soruları rahatlıkla cevaplayabilir ve küçük emirleri yerine getirebilir
3-4 Yaş dönemi
Çocuklar üç- dört yaşlarında genellikle ana dilin temel yapılarını öğrenirler ve duygu-düşüncelerini yetişkin bir birey gibi oldukça iyi ifade edebilirler. Dil kullanımı bu yaşlarda çok yönlüdür. Ünlü seslerin %90’ını, ünsüz seslerin %60’ını doğru olarak söyleyebilirler. Fısıldamayı öğrenirler. Bu yaşlarda çocukların ses perdesindeki yükselme ve alçalma düzenlidir. Normal ses yüksekliği ve tonunda konuşurlar. Kelime dağarcıkları ortalama 1000 civarındadır. Cümlelerin yarıya yakını dilbilgisi kurallarına uygundur. Cümlelerinde geçmiş, şimdiki ve geniş zaman kullanımı ve çekim ekleri görülür. Ayrıca bu yaşlarda hayali oyunda dil kullanılır, benmerkezci konuşma vardır
4-5 Yaş dönemi
Bu yaşlarda çocukların dili kullanma becerileri artar. Dil doğru ve kolay kullanılan bir araç haline gelir. Ses üretiminde doğruluk oranı artar. Çocuk ünsüzlerin %90’ını doğru olarak çıkarır, çoğul kullanımını doğru yapar. Dört yaş civarında temel gramer kurallarına uygun konuşma başlar. Beş yaşa doğru ise çocuk artık uzun ve karmaşık cümleler kurabilir. Bu dönemde sözcük sayısında artış ve benmerkezci konuşma devam eder
5-6 Yaş Dönemi
Bu yaşlarda ünlü ve ünsüz seslerin çıkarılmasındaki hatalar oldukça azalmıştır. Bu dönemdeki çocukların %98’i ünlü ses üretimini, %88’i ünsüz ses üretimini doğru olarak yapar. Karmaşık cümle yapılarının kullanımında önceki yaş dönemlerine göre belirgin bir ilerleme söz konusudur. Çocuğun sözcük dağarcığı geliştiği için cümleler artık daha uzundur. Üretilen sözcük sayısı ortalama 2600 kadardır. Alıcı dil sözcük dağarcığı ise daha fazladır. Soyut anlam taşıyan sözcükleri kullanmada artış söz konusudur. Bu dönemde dilbilgisi kurallarının çoğu kazanılmıştır. Çocuk dili artık bir yetişkin gibi kullanabilir
Dil gelişiminin desteklenmesi
Okul öncesi dönem diğer gelişim alanlarında olduğu gibi dil gelişimi için de kritik bir dönemdir. Çünkü dilsel gelişimin büyük bir kısmı bu dönemde tamamlanmakta, kazanılan dilsel beceriler davranışa dönüştürülmekte ve bu davranış modelleri hayat boyu kullanılmaktadır. Bu dönemde çocuğun dil gelişimin desteklemek amacıyla çocukla bol bol konuşulmalı konuşma sırasında zamana ilişkin kavramlar (bugün, yarın vb.), edatlar, zamirler kullanılmalıdır. Çocuğa kitap okunmalı, kitaptaki resim ve olaylar hakkında konuşulmalıdır
Birlikte tekerleme, şarkı vb. söylenmeli, kelime oyunları, parmak oyunları, sayı sayma oyunları, kavram öğretimi oyunları oynanmalı, boyama, resim yapma gibi etkinlikler planlanmalı ve yapılan resimler hakkında sohbet edilmelidir. Akran etkileşimi dil gelişimini desteklediği için çocuğa akranları ile oyun oynayabileceği ortamlar sunulmalıdır (çocuk parkı gibi) Çocuğa soru sorması, soruları anlaması ve cevap verebilmesi için fırsat verilmelidir. Ayrıca çocuğun sorduğu sorular mutlaka cevaplandırılmalıdır
Bilişsel Gelişim
Bilişsel gelişim, bebeklikten yetişkinliğe kadar, bireyin çevresini ve dünyayı anlama yollarının daha karmaşık ve etkili hale gelmesi sürecidir. Bilişsel gelişim alanı üzerinde Jean Piaget, Lev Semyonovich Vygotsky ve Jerome Bruner gibi kuramcılar çalışmışlardır
Piaget’in bilişsel gelişim kuramı
Piaget bilişsel gelişimi biyolojik ilkelerle açıklamıştır Piaget kuramında bilişsel gelişimde olgunlaşma ve yaşantı kazanmanın önemini vurgulamıştır. Piaget’e göre çocukların geçirdikleri yaşantılar ile biyolojik olgunlaşma düzeyleri arasında oluşan etkileşim onların çevreyi yorumlamalarını sağlamaktadır. Çocukların çevre hakkındaki yorumları da içinde bulunduğu gelişim dönemine göre farklılık göstermektedir. Piaget’in kuramında erken çocukluk dönemi işlem öncesi döneme karşılık gelmektedir
İşlem Öncesi Dönem (2-7 yaş), bu dönem kavramların biçimlendiği, zihinsel akıl yürütmenin oluştuğu, benmerkezciliğin başladığı ve inançların yapılandırıldığı bir dönemdir. Bu dönemde çocuklar dünyayı kelimeler, imgeler ve çizimlerle ifade eder. Kavramlar oluşturur ve basit mantıksal ilişkiler kurabilir. Çocuk henüz işlemsel bir biçimde düşünememektedir. İşlem öncesi dönem sembolik ve sezgisel dönem olmak üzere iki dönemde incelenmektedir.
1.         Sembolik dönem (2-4 yaş), bu dönemde çocukların dil gelişimleri çok hızlıdır. Dil gelişimine paralel olarak hayal güçleri oldukça gelişmiştir. Çocuk bu dönemde semboller geliştirmeye başlar. Ancak geliştirdikleri sembollerin anlamları kendine özgüdür. Dönemin özellikleri hakkında aşağıda bilgi verilmiştir.
Sembolik oyun (-Mış gibi oyunlar), çocuk gözünün önünde bulunmayan ya da hiç mevcut olmayan nesne, olay veya kişiyi temsil eden semboller geliştirir. Örneğin çocuk legoları arka arkaya dizerek trenmiş gibi yapıp ‘çuf çuf’ diye sürebilir, bir sopayı at gibi, tencere kapağını ise direksiyon gibi kullanabilir, Piaget sembolik oyunun, çocuğun hem bilişsel gelişimini hem de sosyal ve duygusal gelişimini desteklediğini ifade eder.
Sihirli (büyülü- doğaüstü) düşünce, çocuklar bu dönemde yetişkin gibi düşünemezler. Bu nedenle gerçek ile hayal arasında ayrım yapamazlar. Genellikle sihirli öğeler içeren öykülerden hoşlanırlar, masal kahramanlarının gerçek olduğuna inanırlar.
Animizm (canlandırmacılık), canlı olmayan nesnelere canlılık özelliklerini yükleme olarak tanımlanmaktadır. Örneğin, çocuğun canının yanmasına neden olan sandalyeye vurması, oyuncak bebeklerini beslemesi gibi.
Benmerkezci düşünme, olayları başkasının açısından görme ya da başkalarının duygularını ve gereksinimlerini fark etme konusundaki yetersizlik olarak açıklanmaktadır. Bu dönemde çocuklar, dünyayı başkalarının bakış açısından görmekte zorlanırlar.
Paralel oyun,bu evrede benmerkezciliğe bağlı olarak paralel oyun ve toplu monolog görülmektedir. Paralel oyun çocukların bir arada olmalarına rağmen birbirlerinden bağımsız olarak oynamalarıdır. Toplu monolog ise çocukların bir arada olsa bile birbirlerini dinlemeden konuşmalarıdır. Çocuklar yalnızken de monolog yapabilirler yani kendi kendilerine konuşabilirler.
Devresel tepki, çocuğun sözel anlamda yaptığı tekrarlardır. Örneğin, çocuğun bir şarkıyı bıktırıncaya kadar söylemesi devresel tepkidir
2.         Sezgisel Dönem (4-7 yaş), bu dönemde mantıklı düşünce yerine sezgilere dayalı bir akıl yürütme söz konusudur. Çocuk sadece nesnenin dikkat çekici boyutuna odaklanır. Nesneleri sınıflandırma, nitelendirme veya ilişkilendirme gibi belirli zihinsel işlemler uygular. Çocukların sürekli olarak “Neden?” sorusunu sorduğu dönemdir. Sezgisel dönemde aşağıdaki bilişsel beceriler bulunmaktadır.
Yapaycılık, çocuğun doğa olaylarını birinin yaptığını düşünmesidir. Örneğin çocuk gökyüzünü birisinin maviye boyadığını sanabilir.
Odaklanma (odaktan uzaklaşamama)/tek boyutlu düşünce, çocuğun herhangi bir nesne, olay ya da durumun tek bir özelliğine dikkat etmesi diğer özelliklerini gözden kaçırmasıdır.
Özelden özele akıl yürütme, çocuğun genelleme yapmadan olayları sadece kendi geçirdiği yaşantılara dayanarak tek yönlü düşünmesidir. Piaget,’e göre bu dönemde çocukların nedensel düşünmeleri sınırlıdır. Çocuklar mevcut olaylar arasındaki ilişkileri dikkate alarak diğer mevcut olayları oluşturmaya eğilimlidirler ve bazen hatalı olarak birinin, diğerinin nedeni olduğunu düşünürler.
Korunum, görüntüdeki değişikliğe rağmen bir şey eklenip çıkarılmadıkça nesnelerin niteliklerinin aynı kalacağının anlaşılmış olmasıdır. Bu dönemin en belirgin özelliği korunumun henüz kazanılamamış olmasıdır. Piaget’e göre bu dönemde çocuklar miktar, sayı, uzunluk gibi korunumları henüz kazanmamıştır.
Tek yönlü düşünme,çocuk bir olayı oluş sırasına göre anlatması istendiğinde zorlanmadan anlatmakta ancak aynı olayı tersinden anlatması istendiğinde sorun yaşayabilmektedir. Bu duruma tek yönlü düşünme denir.
Tek boyutlu sınıflandırma, Piaget, çocuklarla pek çok sınıflandırma çalışması yapmıştır. Bu çalışmalarının sonucunda işlem öncesi dönemdeki çocukların nesneleri tek bir özelliğine göre (renk, şekil, büyüklük vb.) sınıflandırabildiğini görmüştür.
Vygotsky’nin bilişsel gelişim kuramı
Vygotsky da bilişsel gelişimde sosyal etkilere ve kültüre Piaget’ten daha fazla önem vermiştir. Öğrenmenin sosyal etkileşimle gerçekleştiğini belirtmiştir. Okul öncesi dönem çocuklarının bilişsel gelişimlerinde yetişkin ve akran desteğinin, dil gelişiminin ve –mış gibi oyunların önemini vurgulamıştır. Kuramında özellikle kavram gelişimi üzerinde durmuştur. Kavramların 11-12 yaşlarında kazanılabileceğini ifade eden Piaget’ den farklı olarak kavramların kazanılmasına ilişkin üç evre önermiştir. Bu evrelerden birinci ve ikinci evreler üç-altı yaş arasını kapsamaktadır.
Birinci evre, bu evrede kavramlar organize olmayan gruplar halinde olup çocuğun zihnindeki görüntüye dönüşen bir nesnenin görüntüsünden başka bir şey değildir.
İkinci evre, bu evrede nesneler çocuğun zihninde sadece onun öznel izlenimiyle değil aynı zamanda nesneler arasında gerçekte var olan bağlar sayesinde bir araya getirilen karmaşık düşünceler ile şekillenmektedir
Bruner’in bilişsel gelişim kuramı
Bruner bilişsel gelişimi eylemsel, imgesel ve sembolik evre olmak üzere üç evreye ayırarak incelemiştir. Üç- altı yaş arasındaki bilişsel gelişim Bruner’in imgesel dönemini kapsadığı için aşağıda bu dönem açıklanmıştır.
İmgesel dönem, bu dönem Piaget’in işlem öncesi dönemine karşılık gelmektedir. Bu dönemde görsel bellek gelişmiştir. Gelişmiş olan dilsel ve görsel bellek sayesinde değişik durum ve yaşantılar imgeler halinde zihne aktarılır. Yani bilgi, imgeler aracılığıyla zihne taşınır. Bu evrede çocuklar herhangi bir nesneyi, olayı, durumu nasıl algılarlarsa zihinlerinde de o şekilde canlandırırlar. Herhangi bir nesneyi görmeden de resmedebilirler
Bilişsel gelişimin desteklenmesi
Çocuklar bilişsel gelişim sürecinde çevreyi tanıma, anlama ve öğrenme çabasındadırlar.
Çocuğa her gün kitap okunmalı, kitaptaki olay ve kahramanlar hakkında sohbet edilmeli, şarkılar, tekerlemeler söylenmeli, birlikte resim yapılmalıdır. Çeşitli konular hakkında çocuğun fikri sorulmalı, çocuk konuşurken sabırla dinlenilmelidir. Çocuğa yapılacak açıklamalar onun bilişsel düzeyine uygun olmalı, çocuk düşünme düzeyinin üzerinde bilgi edinmesi için zorlanmamalıdır.
Duygusal Gelişim
Erken çocukluk dönemi duygusal gelişim açısından önemli bir dönemdir. Duygusal tepkilerin gelişmesiyle birlikte çocuklar üç yaşından itibaren tüm duygu türlerini yaşarlar. Korku, kaygı, kıskançlık, inatçılık, öfke ve sevinç bu yaşlarda sıklıkla gözlenir Dört-altı yaşlarından itibaren çocukların duygusal tepkileri daha bilinçli olmaya başlar. Bu dönemde, bir becerinin kazanılması durumunda çevresindeki bireyler olumlu tepki verirse çocukta güven duygusu gelişir. Başarısızlık durumunda ise çocuk genellikle ağlama tepkisi gösterir. Erken çocukluk döneminde korkularda farklılaşmaktadır. İki-dört yaşları arasında çocuklar genellikle karanlık, yalnız kalma, bedensel acı duyma, köpek vb. hayvan korkuları yaşarlar. Dört-altı yaşlarında ise karanlık, hayali yaratıklar, hırsızlar belli başlı korku nedenleridir. Altı yaşından sonra ise çocuğun okula başlamasıyla okul korkuları ve başarısızlık kaygıları ortaya çıkmaya başlar
Bağlanma ve ayrılık kaygısı
Erken çocukluk döneminde duygusal gelişimin şekillenmesinde bebeklik döneminde anne-babayla kurulan bağlanma şekli oldukça önemlidir.
Mizaç
Erken çocukluk dönemi duygu, dikkat ve davranış sisteminin geliştiği ve mizacın şekillendiği bir dönemdir. Bu dönemde çocuğun mizacına ilişkin özellikler bebeklik dönemine göre daha iyi gözlemlenebilmektedir. mizaçla ilgili çalışmalarda çoğunlukla üç yaş sınır alınmıştır.
Benlik
Benlik yaşamın ilk yıllarından itibaren bireyin kişiliğini biçimlendiren önemli unsurlardan biridir. Benlik gelişimi doğumla birlikte başlamaktadır ancak çocuklar iki yaşına kadar gerçek bir benlik algısına sahip değildirler. Erken çocukluk dönemiyle birlikte çocukların benlik algısı da değişmektedir. Bu dönemde çocukların benlik kavramı çok somuttur.
Duygusal gelişim kuramları
Bu alanda en kapsamlı kuram sayılabilecek Erik Erikson’un “Psikososyal Gelişim Kuramı”dır.
Erikson psiko-sosyal gelişim kuramı
Erikson kuramında kişilik gelişimini sekiz gelişim döneminde incelemiştir. Üç-altı yaş arasını girişimciliğe karşı suçluluk dönemiyle açıklamıştır.
Özerkliğe Karşı Utanma ve Şüphecilik (2-4 yaş), bu evrede çocukların çoğu yürümekte ve başkalarıyla iletişim kurabilecek kadar konuşabilmektedir. Çocuklar artık tümüyle başkalarına bağımlı kalmak istemezler, birçok işi kendi başlarına yapmaya çalışarak bağımsız olmak isterler. Bu evrede çocuğa kendi eylemlerini kontrol etme fırsatı vermek, bağımsızlık duygusunun gelişmesini sağlayacaktır. Anne-babanın aşırı kontrollü engelleyici tutumu ise çocuğun kendine yönelik kuşku yaşamasına ve utanç duymasına neden olacaktır
Girişimciliğe karşı suçluluk duygusu (4-7 yaş), bu dönemde çocuk ebeveynlerine olan bağımlılıktan kurtulmaya ve gereksinimlerini kendi başına karşılamak için çaba göstermeye başlar. Üç-altı yaş arasında çocuklar meraklı ve hareketlidir. Çocuk çevreyi keşfetmek, etrafında neler olup bittiğini öğrenmek ve denemek ister. Sürekli sorular sorar, öğrenmeye çok meraklıdır. Beceriler edinmeye başlar ve elindeki işi yapmaya çaba gösterir. Kendi başına girişimlerde bulunur. Bir şeyi kendi başına başardığında bundan büyük haz duyar. Bu dönem çocuğun bağımsızlaşması için çok önemlidir. Çocuğun bu dönemdeki çabaları desteklenir takdir edilirse çocukta güçlü bir girişimcilik duygusu gelişir. Eğer tam tersi bir tutum sergilenir çocuk azarlanır, utandırılır veya cezalandırılır ise çocukta suçluluk duygusu oluşur
Duygusal gelişimin desteklenmesi
Duygusal açıdan sağlıklı bir gelişim dönemi geçiren çocuklar ileride mutlu, özgüveni yüksek ve sosyal ilişkilerde başarılı bireyler olmaktadırlar. Bu nedenle erken çocukluk döneminde çocukların duygusal gelişimlerinin desteklenmesi önemlidir. Bu amaçla öncelikle en temel duygu olan sevgi mutlaka çocuğa hissettirilmeli, çocuğa duygularını ifade etme konusunda model olunmalı ve çocukla iletişimde ben dili kullanılmalıdır. Duyguların yanlış ya da doğru olmadığı unutulmamalı ancak duygunun yol açtığı davranışın yanlışlığı ya da doğruluğu çocuğa gösterilmelidir. Çocukların bazı olumsuz duygularının geçici olduğu bilinerek sabırlı olunmalıdır. Ayrıca çocuklar, çizim, boyama, resim gibi duygularını ifade edebilecekleri etkinlikler ile drama, hikâye gibi başkalarının duygularını anlayabilecekleri etkinliklere yönlendirilmelidir
Sosyal Gelişim
Erken çocukluk dönemi olarak adlandırılan üç-altı yaş aralığı sosyal gelişim açısından da kritik bir dönemdir. Bu dönemde çocuk artık yürümeye ve konuşmaya başladığı için sosyal çevresi genişler ve bulunduğu sosyal ortam içerisinde kendine bir yer aramaya başlar. Bu süreçte de aile, akran, oyun, kültür gibi pek çok faktör çocuğun sosyal gelişimini etkiler
Anne-baba çocuk ilişkisi
Aile çocuğun ilk sosyal yaşantıları edindiği yerdir. Anne-babanın çocuğuna karşı tutum ve davranışları çocuğun sosyal gelişimini etkileyen en önemli etkendir. Erken çocukluk döneminde anne-babaların çocuklarına karşı tutumları çeşitli nedenlerden dolayı farklılık gösterir, demokratik, hoşgörülü, baskıcı, reddedici, ihmalkâr ve koruyucu tutum olarak gruplanabilir.
Kardeş ilişkileri
Kardeş, bir çocuğun gelişimini etkileyebilecek en önemli etkenlerden biridir. Çünkü kardeşler arasındaki duygusal bağ, ebeveyn ile çocuk arasındaki bağlılıktan sonra ikinci sırada gelmektedir. Kardeş ilişkileri çocuğun büyüyüp geliştiği sosyal ve duygusal ortama etkisi nedeniyle önemlidir. Kardeşler arası etkileşim sonucunda kazanılan beceriler, yaşamın daha ileriki dönemlerinde diğer kişilerle kurulan sosyal ilişkilerde de kullanılmaktadır.
Oyun
Oyun çocuğun içinde bulunduğu gelişimsel evreye uygun özellik gösteren, çocuğun duygu ve düşüncelerini ifade etmesini sağlayan bir araçtır.
Vygotsky ve Piaget’e göre oyun çocuğun kendini ifade ediş biçimidir.
Bowly’e göre oyun, doğumdan sonra çocuğun motor becerilerinin gelişmesi sonucu bedenini hareket ettirmesiyle başlamakta ve çocuğun gelişimine paralele olarak çeşitlik kazanmaktadır. Erikson oyunu duygusal bir laboratuar olarak görür, çocuk burada çevreyle baş etmeyi öğrenir ve gelecekteki yetişkin rolüne hazırlanır.
Freud’a göre her davranışın bir nedeni vardır. Çocuklar oyunlarında farkında olduğu veya olmadığı duygularını yansıtır. Bu nedenle Freud oyunu çocuğun davranışının ve kişiliğinin aynası olarak görmektedir
Akran ilişkileri
Akranlar arası etkileşim üç yaşla birlikte artmaya başlar. Üç yaş çocukları, akranlarıyla ilişki kurmakta çok zorlanmazlar ancak ilişkiyi sürdürmede başarısız kalırlar. Grup oyunlarına henüz uzun süreli eşlik edemezler. Dört yaşından itibaren çocuklar küçük gruplar halinde oynamaya başlarlar ve oyunları biraz daha uzun sürelidir. Dört yaş çocuğunun arkadaş sayısı fazladır ancak çoğunlukla samimi olduğu bir-iki arkadaşı vardır. Bu yaşta hayal gücü geliştiği için çocuğun hayali arkadaşları da olabilir. Beş-altı yaş çocuğu akranlarına karşı dostça bir yaklaşım içindedir ama zaman zaman akranlar arasında çatışmalar ve anlaşmazlıklarda görülebilir.
Kültür
Bebeğin kapasitesinin sınırlı olduğu algısı, ebeveynlerin ilk yıllarda kültürden bağımsız olarak benzer tutumlar göstermelerine neden olabilmektedir. Çocuğun yaşı ilerledikçe anne-babaların çocuktan beklentileri farklılaşmakta ve çocuk yetiştirme davranışları kültürel değerlere göre daha fazla şekillenmektedir. Bu nedenle çocukların sahip oldukları sosyal beceriler kültüre göre farklılık göstermektedir.
Sosyal gelişimin desteklenmesi
Okul öncesi dönem çocuğu taklit ederek öğrendiği için çocuğa kazandırılması istenilen sosyal beceriler konusunda olumlu model olunmalıdır. Ayrıca çocuk sorumluluk almaya özendirilmeli ve problem çözme becerilerinin gelişimi için her sorunda çocuğa müdahale edilmemelidir.
Oyun çocuğun en değerli öğrenme alanlarından biridir. Çocuklar oyun sırasında sosyal yeterliliklerini ve duygusal olgunluklarını geliştirirler. Bu nedenle çocukla karşılıklı iletişime dayanan oyunlar oynanmalıdır.
Oyunun önemli bir parçası olan oyuncaklar da çocuğun yaşına ve gereksinimlerine uygun olarak seçilmelidir.
Ahlak Gelişimi
Erken çocukluk dönemi, ahlak gelişiminin temellerinin atıldığı bir dönemdir. Ahlak gelişimi bu dönemde çocuğun yakın çevresindeki kişilerle olan ilişkileri sonucu başlar. Çevreden gelen tepkilerle belirlenen davranışlara ilişkin ilk izlenimler ve bilgiler bu dönemde çocuğun ahlaki davranışları için temel oluşturur. Bu nedenle erken çocukluk döneminde çocuğun içinde yetiştiği çevrede kendisine model oluşturan kişilerin tutum ve davranışları ahlak gelişimi açısından büyük önem taşımaktadır
Gelişim kuramlarında ahlak gelişimi
Psikoanalitik kuram
Freud’a göre ahlak gelişim açısından en önemli dönem fallik dönemdir. Çünkü bu dönemde süperego gelişir, çocuklar oedipus karmaşasını bu dönemde çözerler ve anne-babalarıyla özdeşim kurmaya başladıkları zaman süperego ortaya çıkar. Süperego, toplumun düzen sağlama aracıdır ve vicdanın karşılığıdır. Vicdan anne-babaların koydukları yasaklar ve olmaz dediklerinden oluşur, böylelikle çocuk süperego aracılığı ile toplum düzenine uymayı öğrenir. Bu kurallara uymadığı zaman, vicdan çocuğu suçluluk duyguları ile cezalandırır (aynen anne-babanın koyduğu kurallara uymadığında çocuğunu cezalandırması gibi). Süperego aynı zamanda çocuğun ulaşmaya çalıştığı davranış standartlarını da belirler. Çocuk bu standartlara ulaştığı zaman (anne-babasının onayladığı davranışları yaptığı zaman ödüllendirmesi gibi), süperego tarafından da gurur, öz-güven ile ödüllendirilir.
Piaget ve ahlak gelişimi
Piaget çocukların doğru ve yanlışa ilişkin kararlarının yaşlarına bağlı olarak değiştiğini gözlemlemiştir. Ahlak gelişiminin çok erken yaşlarda çocuğun çevresindekilerle ilişkileri sonucunda başladığını ve özellikle üç yaşından itibaren dil kullanımıyla pekiştiğini belirtmiştir. Piaget ‘e göre ahlaklı olma, bir kurallar sistemi olarak görülebilmektedir. Ahlaklı olmanın temeli de bu kuralların ne kadar benimsendiği ile ilgilidir. Piaget çocukların ahlak gelişimlerini incelerken oyunun kurallarını nasıl oluşturup, nasıl uyguladıklarını gözlemlemiş ve çocukların oyunlarındaki kurallara uyma davranışının dört aşamada gerçekleştiğini ileri sürmüştür. Bu aşamalardan erken çocukluk dönemini kapsayan ben-merkezcil dönemi hakkında aşağıda bilgi verilmiştir
Ben-Merkezcil Dönem (2-7 yaş): Çocuk bu dönemde sistemleşmiş kuralları anlamaya çalışır ancak daha çok kendi koyduğu kurallara uyar. Diğer çocuklarla oynasa da oyunu kendi kurallarına göre oynar ancak bunu yaparken genel oyun kurallarına uyduğunu düşünür. Kuralların değişmezliğine inanır. En küçük değişiklik kuralları çiğneme olarak algılanır. Kayıtsız şartsız otoriteye uyma söz konudur. Kurallara uymamanın doğal sonucunun cezalandırılmak olduğuna inanır. Kazanmak için uğraşmaz. Piaget, bu dönemi “bağımlılık evresi” olarak nitelendirmiştir.
Kohlberg ve ahlak gelişimi
Kohlberg’in ahlak gelişim kuramı, Piaget’ in kuramının yeniden incelenmesi ve anlamlandırılmasıdır.
Gelenek Öncesi Düzey: Bu düzeyde çocuklar dışsal kurallara bağlıdır. Genellikle bu dışsal kuralların sahibi çocuğun en yakınındaki anne-babadır. Çocuk iyi ya da kötü kavramını tamamen otorite olarak gördüğü anne-babasından aldığı bilgiler çerçevesinde edinir. Kohlberg’e göre dokuz yaşından küçük çocukların çoğu bu düzeydedir.
Ceza ve itaat eğilimi, çocuk için bir davranışın iyi ya da kötü olduğunun belirleyicisi, davranışın fiziksel sonucudur. Eğer bir davranış cezalandırılıyorsa “kötü” cezalandırılmıyorsa “iyi” dir. Kurallara ve otoriteye sorgusuz-sualsiz bağlılık vardır. Otoriteye uyulmazsa yanlış davranılmıştır ve karşılığı cezadır. Dolayısıyla otoriteye ve kurallara uymanın temel nedenlerinden biri cezadan kaçınmadır
Ahlak gelişiminin desteklenmesi
Ahlak gelişimi çok erken yaşlarda, çocuğun yakın çevresiyle olan etkileşimi sonucu başlar. Çocuklar erken çocukluk döneminde model alma, taklit ve özdeşim yoluyla ahlaki değerleri önce ailesinden öğrenir. Anne- babanın aile içindeki farklı rollerine ve aile içi iletişim becerilerine, kullanılan ödül ve ceza yöntemlerine bağlı olarak çocuk, ahlaki değerleri ailesinde benimser ve yaşamın doğal bir parçası haline getirir. Çocuklar bu dönemde kuralların niçin olduğunu tam olarak anlayamazlar. Kuralların nedenleri onların anlayabileceği şekilde eylemlerle ve somut yollarla açıklanmalıdır. Kurallardan asla fedakârlık yapılmamalı ancak iyi ve kötü davranışları algılayışlarının sınırlılığı dikkate alınarak hoşgörülü ve esnek davranılmalıdır. Erken çocukluk döneminde çocuğun gelişiminde okul da önemli bir faktördür.

Kaynak: acikogretim.istanbul.edu.tr

 

Copyright © 2013. Anaokullu.Net Rights Reserved.